Rojev'den

Abit Gürses: Mehmet Gürses’i anarken

Sayın okurlar 7 yıl önce kaybettiğimiz değerli ağabeyim Mehmet Gürses’i ölümünün birinci yıl dönümünde Gelawej’e yazdığım bir yazı ile anmıştık. Söz konusu yazımı ve sağlığında Gelawej’de Gula Sor mahlası ile yazan rahmetli abimin bir yazısını tekrar sizlerle paylaşmak istedim. A.G.

Geçen yıl 10 Eylül’de sevgili ağabeyim, değerli Kürd aydını ve başarılı bir öğretmen olan Mehmet Gürses’i kaybettik.

Ne diyelim, olmaz olaydın, kalleş ölüm!..

Mehmet ağabeyime geçen yıl Temmuz ayında kanser teşhisi konuldu. Antalya’da kızı Burkay’ın çalıştığı iyi bir hastanede tedavi gördü. Maalesef tedaviden bir sonuç alınamadı. 10 Eylül günü vefat etti. 12 Eylül 2014 tarihinde isteği üzerine babamızın yanında, Bitlis, Avêx mahallesinde Qadiri Mezarlığında toprağa verdik. 35 yıl önce ayrılmak zorunda kaldığı canından çok sevdiği Bitlis toprağına döndü sonunda…

Hastalığı döneminde sohbet etme imkânımız oldu. Son mahalli seçimlerde (Mart 2014) seçim kampanyasına destek amacıyla gitmiş olduğu Bitlis ve Ağrı’yı anlata anlata bitiremiyordu. Bitlis Belediye Başkanlığı seçim sonuçları belli olup, BDP adayı kazandığında, “Kurdistan’ın kalbini kazandık…’’ diye sevincini paylaşmıştı. Seçimin yenilendiği Ağrı’dan döndükten sonra, rahatsızlanmış, bunu orada yediği taze peynirden olabileceğine yormuştu. Meğerse sinsi kanser illetinin organlarını sardığından haberi yokmuş!..

Bitlis’te yerleşik Zırqîlerden Said oğlu demirci Sıddık Usta ve Malazgirt’te yerleşik Badıkilerden Hasan kızı Raziye’nin 7. çocuğu olarak 1952’de dünyaya gelen Mehmet Gürses, ülkesini ve milletini seven başarılı bir öğretmen, kararlı bir yurtsever, pazarlıksız bir aydın olarak yaşadı…

Bitlis ÖğretmenOkulunda okuduğu 1970’lerde Türkiye Liselerarası Halk Oyunları yarışmasında ödül üstüne ödül alan ekibin içinde idi… Şahin Güner, Maşallah Ağbay ve diğer gençlik arkadaşları ile Ğerzane, Herkuşte, Sêpê,’yi vurduğu zaman Hemdino, şal û şapigiyle Kürd folklorunun bu en güzel örneklerini ruhunda, benliğinde his ederek sergiler, onu ve arkadaşlarını seyretmeye doyum olmazdı… Kürd halk oyunlarını sunarken sergiledigi ustalık, maharet ve coşkusuyla sanki el aleme, ey Dünya işte biz böyle bir kültürün sahibiyiz diye haykırır gibiydi…

Öğretmen olarak çalıştığı Norşên’in Morx köyünde öğrencileriyle Kürtçe konuştuğu ve öğrencilerine okulda Kürtçe konuşmayı yasaklamadığı için 1973-74’lerde Bitlis Valisi’nin emriyle müfettişler tarafından soruşturmaya uğradı.

1970’lerin ortalarında  Özgürlük Yolu içinde yer aldı. Bu hareketin Bitlis’te kurduğu DHKD’nin Sekreterliğini üstlendi… TÖB-DER içinde aktif görevler aldı. 1976 Ağustos’unda Süheyla Özata ile evlendi. İki kız çocuğu oldu.

12 Eylül askeri darbesinde arandığında, Antalya’da öğretmen olarak çalışmaktaydı. Ekim 1980’de ziyaretine gittiğimde. Cuntanın, devrimcileri, yurtseverleri ağır işkence ve hapisle cezalandıracağını, isminin Bitlis’te ilk arananlar listesinde olduğunu, benim aranmam durumunda yurt dışına çıkacağımı, isterse beraber çıkabileceğimizi söyledim. O, ‘’Ben eşimi ve çocuklarımı bırakıp, çıkmam. DHKD ve TÖB-DER faaliyetlerimden dolayı tutuklanırsam kendimi savunabilirim… İllegal bir yapıya da bilerek girmedim…’’ dedi.

1981 Nisan’ında Antalya’da tutuklanarak, Bitlis’e getirilip Rahva’daki askeri garnizonda soruşturmaya, işkenceye alınıyor… O günleri çok anlatırdı… Hele birlikte işkence gördükleri Bitlis DDKD’den rahmetli Metin İlban’la yan yana geldiklerinde o günleri anlatımları bir başka olurdu. Bir köyün bütün erkeklerinin toplanıp inşaat malzemesi gibi damperli bir kamyona yüklenerek, Rahva’ya işkenceye getirilmelerini ve bu kamyonun malzeme boşaltır gibi damperini kaldırarak köylüleri yere dökmesini, bu olayı gören Melle Yunus’un ‘’Tev gundiyên me ne!’’ dediğini, anlatışlarını unutmak mümkün değil…

Darbe sonrası dönemde kendisini daha çok işine vermiş, mesleğinde oldukça başarılı bir noktaya gelmiş, ders verdiği öğrencileri Türkiye rekoru kırmış ve bu başarısı basın yayın organlarında oldukça geniş bir şekilde yer almıştı. Bu başarısından dolayı emekli olduktan sonra da değişik özel okullarda el üstünde tutulan bir hoca olarak çalıştı ve 2010 yılında tamamen emekli oldu…

90’lı yıllarda HEP, DEP, HADEP’ çizgisini destekledi, son yıllarda araştırma ve yazma üzerine yoğunlaştı. Gula Sor mahlasıyla yazdığı siyasi makaleleri Gelawej’de yayınlandı. Öte yandan bu dönemde Ermeni sorunu üzerine yoğunlaştı. Bu konu üzerine kaynaklar topladı ve bir kitap hazırlığı içinde idi. Bitlis ve çevresinde Ermeni mallarına konanlar ve bunlardan özellikle Türk asıllı olduğunu iddia eden bazı aileler üzerine bir çalışmayı başlatmış bulunuyordu. Umarım bu çalışması uygun bir şekilde tamamlanıp yayınlanır.

Son yıllarda İzmir’de BDP çevresinde aktif olarak yer aldı. Defalarca yöneticilik teklifi almasına karşın, o çok mütevazi bir tavırla KURDİ-DER çevresinde hizmet edeceğini belirterek, bu teklifleri kibarca geri çevirdi… 60’lı yaşlarda Kürtçesini geliştirmek, ilerletmek için Kürdçe dersler almaya başladı…

Güney ve Güney Batı Kurdistan’daki gelişmeleri çok yakından takip ediyor, Bitlis, Norşên ve Mutki Belediyeleri için projeler düşünüyor, bu hastalığın belini kıracağına inanıyordu… Onda ölümcül hastalıklara yakalanan insanlarda görülen korkudan veya yılgınlıktan zerreyi mıskal eser yoktu. Bitlis’e temelli dönüşü planlıyordu…

Son nefesine kadar metanetini, cesaretini muhafaza etti… Güneşin ülkesi olarak adlandırdığı Kurdistan’a kavuştu!

Mehmed Gürses’i aramızdan ayrılışının 1. Yıldönümünde özlemle, rahmetle, saygıyla anarken, yıllar önce Gelawêj’de yayınlanmış olan bir makalesini arkadaşları, dostları ve yurtsever halkımızla paylaşıyoruz.

Gula Sor (Mehmet Gürses)

1908’den günümüze İttihatçı oyunları ve Kürtler

Osmanlı İmparatorluğu XX. yüzyıla siyasal, ekonomik halklar üzerinde oluşturulan ırkçı baskıların, katliamların doruğa ulaştığı bir ortamda girdi. Kızıl Sultan (II.Abdülhamid’in) halkalar üzerinde oluşturduğu baskı ve şiddet tüm ülkede yankılanıyordu. Kana susamış padişahtan kurtulma düşünceleri toplumun ortak arzusuydu. Bu koşullarda, bu ortamda darbe yapan İttihatçılara toplumun, halkların desteği kaçınılmaz olarak sunuldu. Jön Türkler Fransız ihtilalinden esinlenerek özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganlarını atarak iktidara geldiler. Halk sokaklara dökülerek bunların gelişini kutladı. Ermeni Taşnak Partisi bunlara yakın desteğini sunmaktan geri kalmadı.

Çok geçmeden bunların ırkçı, asimilasyoncu, Anadolu’yu Türkleştirme politikaları ortaya çıktı. Gelen gideni aratır cinsinden uygulamaları devreye sokuldu. Ermeniler üzerinde büyük bir katliam gerçekleştirildi. Birinci Dünya Savaşına bu koşullar içinde girildi. Almanların yenilmesi, kaçınılmaz olarak Enver, Cemal, Talat İttihatçı kliğinin yenilmesini, Alman denizaltısı ile ülkeden kaçırılmasını sağladı. Anadolu savaşın galipleri tarafından işgal edilmeye başlandı.

Artık gündem değişmişti. Anadolu’dan işgalci gayri Müslümlerin çıkarılması, Müslüman Anadolu’nun yaratılması, Türkleştirme politikalarının önüne geçmişti. Kürtler ‘in birliğinin sağlanması önem arz ediyordu. Geride kalmış İttihatçılar bunu böyle uygun görüyorlardı. Toplumun çimentosunu oluşturan İslam devreye sokulmalıydı. Ancak bu yöntem, ancak bu oyun birliğin sağlanmasında işlev görebilirdi. Nitekim öylede yaptılar. Özgürlük, kardeşlik birlik temel slogan olmuştu bir kez daha.

Toplantılar, kongreleri oluşturuldu. Mevlitlerle, dualarla meclis açıldı. Muhalifler (Çerkez Ethem) bertaraf edilerek düzenli ordu kuruldu. Yunanlılara karşı savaş başarıya ulaşarak cumhuriyet ilan edildi. Devlet artık yeni İttihatçıların eline geçmişti. Türklük, Anadolu’nun Türkleştirme politikaları kaldığı yerden devam edebilirdi. Önceki kadrolar Ermeni sorununu çözerek yeni arkadaşlarına fazla yük bırakmamışlardı. Kürtlerin hakkından gelmek onlar için büyük bir problem sayılmazdı. Eşitlik, kardeşlik yerini idamlara, sürgünlere, inkâr ve imha politikalarına bıraktı. Devlet Tunç elini 1937’de devreye sokarak son darbesini vurmanın mutluluğunu yaşamaya koyuldu.

Bu mutluluk devam ederken II. Dünya Savaşı başladı I. Dünya savaşından dersler çıkaran Yeni İttihatçılar bu savaşı fazla zarar uğramadan geçtiler. Dünyada esmeye başlayan demokrasi rüzgarları İttihatçıların yeni arayışlara itmek zorunda bıraktı. DP (Demokrat Parti) işte bu koşullarda, bu şartlarda dizayn edildi. Başına da ateşli İttihatçılar getirildi. Gene özgürlük sloganları toplumu sarmaya başladı. Toplum yeniden oynanan oyunu içine çekilmeye çalışıldı. Toplumu yönlendirmek İttihatçılar için çok zor olmadı.

Ticaretin, ekonominin el değiştirilmesini 6,7 Eylül olaylarının bu kadrolara yaptırdılar. Kürtlerin çok iyi bildiği 49’lar olayını bu DP denen ateşli İttihatçılar devreye soktu. Yeri gelmişken bu 49’lar olayı üzerinde DP İttihatçılarının neler düşündüklerini, neler söylediklerini siz saygıdeğer okuyucularımla paylaşmak isterim.

1958 yılında Abdülkerim Kasım Irak’ta bir askeri darbe gerçekleştirir. Irak yönetiminde yeni bir sayfa açan Kasım özellikle Kürtlerle olan düşmanlığa son vermek ister. Bu yüzden İran’da kurulan Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin ortadan kaldırılmasından sonra askeri birlikleriyle birlikte Sovyetler Birliği’ne sığınmak zorunda kalan Molla Mustafa Barzani’yi Irak’a davet eder. Molla Mustafa Barzani dönünce devlet başkanı protokolü ile karşılanır.

Bu durumu dikkatle izleyen Türkiye devleti, bunun Türkiye’de yaşayan Kürtler üzerinde etki yaratacağını düşünmektedir. Gerçekleştirilen askeri darbeden sonra hazırlanan ve geçici Irak Anayasası’nın 3.maddesinde ”Irak halkının Araplar ve Kürtlerden meydana geldiği bu iki kardeş halkın haklarının teminat altına alındığı” açıkça ifade edilmesi Türk Devletini iyice kaygılandırır.

O zaman MİT Daire Başkanı olan Ergun Gökdeniz (daha sonra Mardin Valisi olur) bir operasyon raporu hazırlar. MİT’in hazırladığı bu raporda geçici Anayasa ile Irak Kürtlerine tanınan hakların Türkiye’de ki Kürtleri de etkileyeceği varsayımına dayanarak bazı Kürtlere bir operasyon yapılması gerektiğini yetkililere bildirilir. Bu tavsiyelerde şöyle söyleniyor: ”Eğer 1000 kadar Kürt’ü asarsak, bu sorunu 40-50 yıl daha erteleyebiliriz. Aksi halde Milliyetçilik düşüncesi ve eylemi çığ gibi gelişir, önünü almak imkansız olur.”

Bu arada Musul’daki Türkler Abdülkerim Kasım’a karşı başkaldırırlar. Başkaldırı kanlı bastırılır. Kürtlerin Kasımdan yana olması Türk Devletini iyice kızdırır.

CHP Millet Vekili Asım Eren Musul’da öldürülen her Türk’e karşılık, sizde Türkiye’de o kadar Kürt öldürülmesini düşünmekte misiniz? Diye soru önergesi verince, 125 Kürt genci protesto telgrafı çekerler.

DP iktidarında dönemin İç işleri Bakanı Namık Gedik tarafından bu rapor Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Devlet Bakanı Tevfik den oluşan bir zirveye sunularak kabul edilir.

Bu zirvede Kürt aydınlarının üzerinde operasyonların yapılması önerilir. Ama Tevfik İleri Bu kadar geniş bir operasyonla Cezayir’i adeta Kürdistan’a getirmiyor muyuz? Diyerek endişelerini dile getirir. 1938 Dersim harekatında hiç bir canlı kalmayacak emrini veren Celal Bayar ve Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay bu öneriye olumlu oy verirler. Ama Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu Gerek 1915 Ermeni soykırımı ve gerekse 6,7 Eylül 1955’te İstanbul’da ve İzmir’de gayri Müslümlerin can ve mallarına yönelik saldırıları izahta güçlük çekiyoruz, bunlara ilaveten Kürtlere yönelik toplu tutuklamaları dışarıda tasvip görmeyeceğini ve savunulamayacağını, bu nedenlerle istifamın kabulünü” diyerek tepki gösterir

Bu zirvede son sözü alan Adnan Menderes şöyle der: ”Arkadaşlar Müfettiş beyin anlattığı suçlar idam gerektiren suçlardır. Biz bunların 50 tanesini tutuklar, mahkeme kararıyla idam ederiz.”

Bunun üzerine Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığında isim ve soy isim kısmı boş bırakılan 50 adet tevkif müzakeresi (tutuklama emri) alınır. Daha sonra bu boşluklara adlar yazılır.

Bu operasyonun gereği olarak, hemen Musa Anter, Canip Yıldırım ve diğerleri tutuklanırlar. 50 Kürt tutuklanır. Bunlardan biri mide kanaması geçirerek öldüğü için bu olay 49’lar davası olarak tarihteki yerini alır.

49 Kürt tutuklandıktan sonra da ne yapılacakları tartışılmaktadır. Cumhurbaşkanı Celal Bayar şöyle der: Asalım ve İstanbul Taksim Meydanında bir hafta sallandıralım benzerlerine ibret i alem olur…”

Adnan Menderes te çoğu öğrenci olan bu gençlerin komünist olarak gösterilip, ABD den ekonomik ve askeri yardımlar için kullanılmasını ister. İster ama Amerikan yardımlarıyla palazlanan bu İttihatçıların kaçınılmaz sonunu da beraberinde getirir. Darbeler dönemi hızlanır. A.B.D İttihatçı kadroları denetim altına almaya başlar. Belli periyotlarda darbe yapmayı da ihmal etmez. İttihatçı ideolojinin belli aralıklarla kendilerini yenilemelerine de fırsat vermeyi de ihmal etmez.

12 Eylül bu akış içinde devreye sokulur. Amaç korumacı ithal ikameci ekonominin Dünya pazarlarına açılması, toplumsal dinamiklerin terbiye edilmesidir. Bunu da Turgut Özal ve ekibine yaptırırlar.

12 Eylül darbecilerinin toplumsal dinamiklere, özellikle Kürt özgürlük mücadelesine karşı gerçekleştirdikleri baskı, işkence, katliam ve asimilasyon politikaları, Kürt Halkının büyük bir direnişi, büyük bir baş kaldırışı ile karşılaşır. Kürt özgürlük mücadelesi toplumsal yaşamın gündemini oluşturmaya başlar.

Yeni savaş konseptleri oluşturulur. Faili meçhuller, köy yakmaları, köy boşaltmaları günlük yaşamın birer parçası haline dönüşür. Koalisyonlar, geniş tabanlı hükümetler oluşturulur. Ama bir türlü krizin önü alınamaz. Anayasa kitapçıkları havalarda uçuşur. İflasın eşiğine gelinir. Savaş bütçeleri kaçınılmaz sonu hazırlar. İ.M.F’den yardım istenir. İ.M.F’nin Dervişi planı hayata geçirir.

İşte tamda bu aşamada, İttihatçı ideolojinin B planı hayat bulmaya başlar. Senaryo yazılmaya başlanır. Senaryonun aktörleri, İttihatçıların denetiminde oluşturulan, Milli Türk Talebe Birliği (M.T.T.B) Üyelerinden seçilerek Erbakan’dan kopartılır. Afyon Kocatepe yakınlarında parti kurdurulur. Partinin programı koşullara uygun hazırlanır. Atlantik ötesinde yaşayan cemaat önderinin fetvası alınır. Parti kurucuları arasına Kürt Halkı’nın köklü ailelerinden belli isimler eklenir. Tüm bu gelişmeler basına servis edilerek kampanya başlatılır.

Kampanya başarılı bir biçimde yol alır. Savaş konseptleri oluşturan partilerin hükmü kalmamıştır artık. Meydanlarda bir kez daha özgürlük kardeşlik sloganları seslendirilmeye başlanır. İttihatçıların deşifre olmuş C.H.P si laiklik elden gidiyor söylemleri ile türbinde yerlerini alırlar. A.K.P için deşifre olmuş C.H.P’yi bertaraf etmek zor değildir artık. C.H.P ye yüklendikçe yüzyıldır baskı altında kalmış halkın desteği kaçınılmazdır. Oyunun kuralları bir kez daha hayata geçirilir.

İlk seçim A.K.P tarafından kazanılır. Çıraklık dönemi başlar. Çıraklık dönemi Kürt Halkında ümit yaratmaya, savaşın artık son bulacağı, barışın sağlanacağı düşüncelerini tetikler. Sünni olarak laiklerle mütedeyyin Müslümanlar arasında tartışmalar halka televizyon , gazete manşetlerinde sunulur. Halkın yıllarca çektiği sıkıntılar, çektiği acılar ustaca manipüle edilir.

A.K.P’nin ikinci dönem seçim gününe ulaşılır. A.K.P bu seçimlerden büyük bir başarı elde ederek çıkar. Bu arada cumhurbaşkanlığı seçimi oyunu ısınmıştır. Isınan bu oyun başarılı biçimde icra edilir. Başörtülü Abdullah Gül Ailesi köşke oturur. ”Cumhurbaşkanlığı köşkü laiklik karşıtlarının eline geçmiştir artık” Bu tür haberler basında sıkça geçmeye başlar. Askeri erkanın sesleri yükseltilmeye çalışılır. Asker sivil çatışması yaratılmaya özen gösterilir. Çankaya Köşkü boykot filmlerine sahne olur. Resepsiyon krizleri biri birini takip eder. Genelkurmay başkanının demeçleri belli aralıklarla basında geniş yer tutar. Tabi basın demişken hemen ekleyelim: Yasemin Çongar’ın yönettiği Taraf Gazetesi de basın camiası içinde yerini almıştır. Önemli haberlerin altına imza atmaya başlamıştır. Darbe girişimi içinde bulunanların boy boy fotoğrafları, haberleri Taraf Gazetesinin manşetlerini işgal etmeye başlamıştır. Süreç kusursuz bir biçimde sürdürülmeye çalışılır.

Ergenekon tutuklamaları dalga dalga yayılır. Taraf Gazetesi eline geçirdiği belgeleri kamuoyunun dikkatlerine sunar. Köşe yazarlarına sürece denk düşen yazılar yazdırılır. Televizyon ekranlarında tartışma programları oluşturarak ılımlı İslam ittihatçılarının lehine kamuoyu oluşturulmaya devam edilir. Bazı Kürt aydını pozisyonunda bulunanlara haber programları yaptırılmaya çalışılır.

12 Eylül darbesinin getirmiş olduğu tüm anti demokratik, tüm faşizan yasalara dokunulmadan, göstermelik bir anayasa değişikliğini referanduma götürerek yargıyı denetimleri altına alırlar. Kalfalık dönemi firesiz geçilir.

Ustalık dönemi bu koşullar altında devreye sokulur. Milletvekili sıralaması da ustalık döneminin getireceği savaş konseptlerinin sorumluluğu içinde oluşturulmaya özen gösterilir. Kuruluş aşamasında görev alan duyarlı Kürtlere ustalık döneminde yer yoktur artık. Ustalık dönemine yönelik seçim çalışmalarında milliyetçi söylemler, şovenist yaklaşımlar kampanyanın özünü oluşturur.

Ustalık dönemi yüzde elli halk desteği ile başlar. Kürt özgürlük mücadelesinin bu seçimlerden büyük başarı ile çıkması ustaların sevinçlerini kursaklarında bırakır. Kürt özgürlük mücadelesinin bu oynanan oyunlar karşısında bile, en kötü koşullarda gösterdiği başarı ılımlı İslam ittihatçılarını Kürt özgürlük mücadelesini gayrı meşru gösterme uğraşları içine iter.

12 Eylül darbesinin getirmiş olduğu yasalar harekete geçirilir. Kürt özgürlük mücadelesi itibarsızlaştırılmaya çalışılır. Kürt Halkının seçtiği temsilciler terör suçlaması ile karşı karşıya bırakılır. Temsil edilmeleri engellenir. Kısaca savaşın tüm koşulları devreye sokularak, siyasi tutuklamalar başlar. Bütün illerde B.D.P’lilere karşı operasyonlar düzenlenir, kitle iletişim araçları psikolojik savaşın aracı durumuna getirilir. Kürt Halkının kendini gözden geçirmesi gerektiği tehditleri bizzat başbakan tarafından yüksek sesle dillendirilir. Atlantik ötesinden cemaat lideri yeni taktikler, yeni çalışma önerileri sunmanın mutluluğuna ulaşır.

Bu arada ” İyi Kürtler, temiz Kürtler, teröre bulaşmamış Kürtler, demokrasiye inanmış Kürtler, şeker Kürtler, lokum Kürtler, terbiyeli Kürtler, ahlak sınırlarını aşmayan Kürtler in”’ duygu ve düşünceleri televizyonlarda, gazetelerde, halka ulaştırılmaya çalışılırken, o ince, nazik, naif üslupları ile iyi Kürt imajının altı çizilmektedir. Kürt Halkının kararlı, inançlı insanlarına da akıl almaz suçlamalarla saldırabilmekte, demokrasiden, özgürlükten yana olanları da karalayabilmektedirler.

Görüyorsunuz değil mi saygıdeğer okuyucularım: Bir oyun bitiyor diğeri devreye giriyor. Bu konularda ustalaşmış, bu konularda uzmanlaşmış ittihatçı kadrolarla baş etmek öyle kolaymı sanıyorsunuz. Ama inanın saygıdeğer okuyucularım Kürtler hiçbir zaman özgürlüklerine bu kadar yakın olmadılar.

Kürt Halkı yaşadıkları tüm parçalarda kendi statülerini belirleyeceklerdir, bundan emin olabilirsiniz. Kaç tane Rayberler, kaç tane Yezdanşerler çıkarırlarsa çıkarsınlar, Kürt Halkı bunlarında hakkından gelmesini de bilecektir. Kürt Halkı GULA SOR’unu koklayacaktır.

Bütün güzellikler sizin olsun

20 Kasım 2011

GULA SOR (Mehmet Gürses)

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu