Video

‘2022 görevimiz işgal altındaki toprakları kurtarmak’

Huzur ortamı yaratmanın kendilerinin görevi olduğunu söyleyen QSD Genel Komutanlık Üyesi Newroz Ehmed, güçlerinin kendilerini zorlu bir savaşa hazırladığını ifade ederek, "2022'de asıl görevimiz işgal altındaki toprakların kurtarılmasıdır" dedi.

İşgalci Türk devleti, 2021 yılında Kuzey ve Doğu Suriye Bölgesi’ne yönelik saldırılarını artırdı. Bölge üzerinde hemen her gün, keşif uçaklarını uçuran, yurttaşların evlerini, araçlarını, camileri, yolları ve daha birçok yeri bombalayarak saldırılarını en üst seviyeye çıkaran Türk devletine, garantör güçler ise seyirci kalıyor.

Bir yandan Şam hükümetinin ambargosu diğer taraftan Türk devletinin saldırılarına rağmen, bölgede dünyaya örnek bir ilerleme yaşanıyor.

2021 yılındaki gelişmelere ilişkin ANHA’ya konuşan QSD Genel Komutanlık Üyesi Newroz Ehmed, uluslararası güçlerin tavır göstermemesi nedeniyle Türk devletinin saldırılarına devam ettiğini belirtirken, yoğun çatışmalara rağmen 2021 yılının güçleri için yeniden yapılanma süreci olduğunu söyledi.

İşgal altındaki topraklardaki durumun uzun sürmeyeceğini belirten Newroz Ehmed, bu durumun kendisiyle birlikte bir patlama yaratacağını ve bu işgalin birileri tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

Newroz Ehmed ile yaptığımız söyleşinin tamamı şöyle:

*Saldırılar ve öz savunma bakımından 2021 yılı nasıl geçti?

2021’de bölgelerimize yönelik yaygın saldırılar olmamış olabilir ama bunu bir savaş süreci olarak değerlendirebiliriz. Çünkü Türk devletinin saldırı ve tehditleri hiç durmadı. Bu yıl çok sayıda hava ve kara saldırısı oldu.

Öte yandan bu yıl DAİŞ saldırıları da yaşandı. Ayrıca birçoğu etkisiz hale getirilen planlı saldırılar da vardı. Bunların yanı sıra çok güçlü bir direniş de vardı. Güvenlik güçleri çok sayıda operasyon gerçekleştirerek saldırıları bir sonuca ulaşmadan yok etti. Birçok kişi tutuklandı. Arabalarla bombalı saldırı girişimleri de dahil çok sayıda eylem etkisiz hale getirildi. Bizim için önemli bir yıldı, güçlerimiz için de yeni bir süreçti.

Türk devleti ve DAİŞ çeteleri savaş yönteminin ve tekniğini değiştirdiler. Ancak güçlerimiz de, mevcut savaş ve çatışmalarda çok fazla deneyim kazandı ve katılım sağladı. Güçlerimizin eğitim seviyesi hem askeri hem de taktik açıdan gelişti ve yeni akademiler büyük bir etki yarattı. Bu duruş gücümüzü de artırdı. Komutanlar için birçok akademi açıldı. Savaş yönetimi, taktiklerin zenginleştirilmesi, yöntemlerin güçlendirilmesi açısından yeniden yapılanma gelişti. Savaş tarzına karşı yeni dönem teknikleri ve farklı yöntemlerle sonuçlar alındı.

*Bu eğitimler mücadelenizi ve kendinizi yenilenmenizi nasıl etkiledi?

Bu eğitimler savaşta birçok olumlu sonuç verdi. İşgalcilerin eylemleri, saldırıları ve planları da eğitimlerin etkisiyle boşa çıkarıldı. Tamamlamamız gereken birçok yön var, ancak güçlü bir seviye ortaya çıkmış durumda. Nasıl olacağı ve sayısal anlamda da ilerlemeler kaydedildi. 2021’deki savaş ve çatışmanın ardından kendini yeniden inşa etme süreci yaşandı. QSD sistemimizde daha fazla kendi kendini örgütleme ve çalışmaların güçlendirilmesi sağlandı. Yıllık toplantı, savaş durumu ve Koronavirüs nedeniyle geç yapılmak zorunda kalındı. Ancak yapılan çalışmaların değerlendirildiği, kendimizi gözden geçirdiğimiz ve önümüzdeki süreç için etkin hazırlıkların yapıldığı önemli bir toplantıydı.

Temel görevlerimizin yanında tüm zorluklara rağmen, bölgenin ve bölge halklarımızın korunması sağlandı. Elbette önümüzdeki yıl için eksik olan alanları daha da güçlendirmeyi ve tamamlamayı hedefliyoruz.

*Bölgeye dönük saldırılarda özellikle yurttaşlar ve toplumun öncüleri hedef alındı. Bu yıl insansız hava araçlarının kullanımı arttı. Bunun nedeni neydi ve neden Kürt toplumunun öncülerini hedef aldılar?

Türk devleti bazı bölgeleri işgal etmek için birçok girişimde bulundu ve bazı alanları ülkeyi istikrarsızlaştırmak ve halkı korkutarak göçü artırmak için sürekli olarak top ve mermilerle hedef aldı. Açıklamasında hep bunu bir başarı olarak göstermek istemiş ve gerçeğin tam tersi olarak bizim onlara saldırdığımızı göstermek istemiştir. Özel savaş güçlü bir şekilde yürütüldü. Ancak tüm bunlara rağmen AKP-MHP sisteminin çabaları boşa çıkarak ayakta kalamadı. Özellikle 2021 yılında insansız hava aracı kullandılar.

Bu yeni bir saldırı taktiğiydi. Daha önce savaşta birçok kez kullanılmış, özellikle siviller arasında kontrolsüz bir saldırı yöntemi olarak kullanılmıştır. Bu, işgalci Türk devletinin zayıflığını gösteriyor. Saldırılarda çok sayıda sivil, yaşlı, çocuk ve genç hedef alındı. Çünkü Türk devleti savaşta kullandığı yöntemlerden sonuç alamadığı için bu yöntemi kullanmak istedi.

Devrim için büyük emek veren halkımızı hedef alıyorlar. İradeyi kırmak ve halkı öncüsüz bırakmak istediler. “Bu şekilde öncülük ederseniz sizi de hedef alırız” mesajıyla halkı korkutmaya, geri adım attırmaya çalışıyorlar. Sivilleri bölgeden zorla göçertmek istiyorlar. Bu politikaları işgal altındaki topraklarda yürütüyorlar.

Aniden büyük saldırılar yürütemediği için, bu yöntemleri kullanıyor. Bu saldırılar ve politikalar Şengal, Bakurê Kurdistan ve Başûrê Kurdistan’da yürütülüyor. İnsansız hava araçlarıyla yapılan saldırılarda, halkın tutumunun çok önemli olduğu ortaya çıktı. Bütün saldırılara rağmen halk kimliksiz, varlığı olmayan, kültürsüz bir hayatı reddetti. Kölece ve iradesiz bir yaşam kabul edilemez.

Apê Yusif (Yusif Gulo) hedef alındı, milyonlarca insan ayağa kalktı ve onu sahiplendi. Gençlerimiz hedef alındı, ancak buna karşı binlerce genç şehitlerin davasına sahip çıktı. Halk, saldırılara karşı gerekli tavrı göstererek önemli mesajlar verdi. Direnişi güçlendirmek ve şehitlerin davasına sahip çıkmak hepimiz için zorunluluktur.

*Kobanê’de insansız hava araçlarıyla 6 yurttaşın şehit edildiğini hatırlattınız. Herkes hava sahasının uluslararası güçlerin elinde olduğunu biliyor. Kobanê’ye yönelik bu saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Kobanê’ye dönük bu saldırılar niçin arttı ve uluslararası güçlerin tutumu hakkında neler söyleyeceksiniz?

Sınır hatlarında bulunan kentlerimiz saldırılara hedef oluyor. Türk devletinin en çok tehdit ettiği bölge Kobanê’ydi. DAİŞ savaşı sırasında bunu açıkça dile getirerek Kobanê için, “Ha düştü ha düşecek” demişti. Bundan sonra da tehditlerine devam etti ve saldırılarını farklı yöntemlerle geliştirmeye çalıştılar. Amaçları tüm sınırımızı işgal etmektir. Planlarının hedefi Kobanê’dir. Bu planı uluslararası toplantılarda itiraf ettiler. Bu sistemde yerini alan herkes hedeftir.

Türk devleti uluslararası güçlerin tavrından dolayı cesaret alıyor. Bu tavır açık olmalı. Bu saldırılarla çete gruplarını artırarak güçlendiriyor. Bölgelerimizde, kamplarda, DAİŞ’lilerin tutulduğu hapishanelerde çetelerin saldırılarını boşa çıkardığımız bir dönemde Türk devleti de saldırıyor. Türk devleti tarihte pek çok katliam yaptı, bugün de aynısını yapıyor.

Devrimci Gençlik Hareketi topluma ve Türk devletine tehdit oluşturmadı. Toplumun ilerlemesi ve geleceği için çalışıyorlar. Ancak bazı taraflar kendi çıkarları için Türk devletine karşı sert tavır göstermiyor. Bölgelerimizi çetelerin kendini örgütlediği bir alana çevirdi. Bu, bölgelerimiz ve tüm dünya için tehlikelidir.

Daha güçlü bir tutum ve mücadele gerekiyor. Eğer genel, uluslararası bir tavır alınmazsa Türk devleti saldırılarına devam edecek. Kendisine tehdit olduğu, sınırlarını korumaya hakkı olduğu gibi yalan açıklamalarla herkesi kandıracak. Son olarak gençleri hedef aldı ve ‘saldırıya hazırlık yapıyordular’ dedi. Bu raporlarla herkesi ikna etmek istiyorlar. Herkes bunların gerçek olmadığını biliyor ama şu ana kadar gerekli tavır gösterilmiş değil. Mücadelemizin her yönüyle devam edeceğini tekrar ediyoruz.

*Ateşkes defalarca ihlal edildi ve yeni alanlar işgal edilmeye çalışıldı. Bu anlaşmanın garantörleri neden ihlalleri görmezden geliyor, bu durum devam edecek mi?

Anlaşma yapıldığından beri, saldırılar aralıksız devam etti. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda anlaşmayı hatırlayıp, herkesin ona göre hareket etmesi gerektiğini söylüyorlar. Özellikle Türk devleti saldırdığında, bu onun hakkıymış gibi gösteriliyor. Zaten her fırsatta sözleşme yapıldığı ve uygulanması gerektiği söyleniliyor.

Onlara göre bölgenin tamamı işgal edilmeliydi. Bunun için de bir tarih belirleniyor. Elbette saldırılar sadece Türk devletinin ‘işgal edeceğim’ dediği yerlerde değil, bölgenin tamamında gerçekleşiyor.

Bölgedeki mevcut saldırı durumu uzun sürmeyecektir. Türk devleti bizim kendisine saldırmamızı sağlayarak savaş sebebi yaratmaya, fayda sağlamaya çalışıyor. Tahrik ediyor. Bu durumu çözmenin temeli bu değildir. Suriye’nin içinde bulunduğu durum oldukça tehlikeli ve Suriye krizi dünyadaki krizden daha büyük bir boyutta. Bu sürecin daha da uzamasını istiyorlar. Bu durum kimseye fayda sağlamaz. Sadece DAİŞ çeteleri ve Türk devletinin bölgede varlığını sürdürmesine yarar. Bölgedeki ve dünyadaki güçlere çağrımız, bu durumu iyi görmeleri ve birlikte bir çözüm üretmeleridir.

*Bölgedeki saldırılar son bir yılda hız kesmeden devam etti. Özellikle de Eyn Îsa ve Til Temir bu ağır saldırıların hedefi oldu. Bu bölgelerin hedef alınmasındaki amaç neydi? Yeni savaş hamleleri ve askeri alandaki taktikler, sonucu nasıl etkiledi?

Eyn îsa ve Til Temir, ilçe ve köyleri özellikle hedef alındı. Bölgeyi tamamıyla boşaltmak istiyorlar ve bu şekilde işgal alanını genişletmek istiyorlar. Bölge üzerindeki hakimiyetini güçlendirmek için M4 karayolunun kontrolünü ele geçirmek istiyorlar. Halkımızın ve savaşçılarımızın bu saldırılar karşısındaki duruşları güçlüydü. Bu saldırıların devam etmesi bölgede büyük tehlikelere yol açıyor. Bu bölgelere çete grupları konuşlandırıldı. Çeteler patlayıcı araçları ve mühimmatlarını bölgeye taşıyor. Özellikle buraları birincil hedefleri olarak görüyorlar.

Başından sonuna kadar devrim, halkın imkanlarıyla inşa edildi ve günümüze ulaştı. Askeri güçlerimiz de bu imkanlarla direnişi sürdürdü. En gelişmiş tekniğe karşı savaşıyoruz. Derin bir düşünceyle, yeni bir zihinle, yeni bir komuta tarzıyla ve hazırlıklı bir şekilde savaşıyoruz. Bu şekilde yaratıcılık ortaya çıktı. Türk devleti her fırsatta “bu teknikleri ve aklı onlara kim veriyor?” diyor. DAİŞ’e karşı mücadelede bazı güçler destek veriyor. DAİŞ’e karşı savaş farklıydı. Bugün tüm gelişmiş teknikleriyle bize saldıran Türk devletine karşı, elbette kendimizi savunmanın yol ve yöntemi de farklı olmalı. Süreç bizim için de bir hazırlanma süreci oldu. Düşman üzerimize geldikçe tarzda, pratikte daha da güçlenmeli ve de yeniyi inşa etmeliyiz.

*İşgalci Türk devleti ve çeteleri işgal edilmiş yerlerde bölgelerin iletişimini kesmek için duvar inşa ediyor. Bu duvarlarla neyi amaçlıyorlar?

Bu oldukça önemli bir konu. Çünkü Türk devleti, bahanelerle başka bir ülkenin sınırlarını işgal etmiş. Türk devleti, stratejik yaklaşıp bölgede kalıcı olmak istiyor. Daha önce nasıl ki bazı bölgeleri işgal ettiyse, şimdi de işgal ettiği yerleri de yavaş yavaş kendi sınırlarına dahil etmek istiyor. Hem duvarları inşa ediyor hem de bölgenin demografyasını değiştiriyor. Bölgede Türkiye’den getirilen kişilerle yeni yasalar çıkarılıyor. Ve ne yazık ki tüm bunlar dünyanın gözü önünde yapılıyor. Bu konuda bizler de dahil olmak üzere birçok rapor sunuldu. Ancak şu ana kadar harekete geçen olmadı. Türk devleti de bu sessizlikten faydalanıyor.

*2021’de işgal altındaki topraklarda birçok suç işlendi. Ancak şu ana kadar bu alanlarda uluslararası güçler tarafından herhangi bir adım atılmadı. İşgal altındaki topraklarda son durum nedir?

İşgal altındaki bu bölgelerde çok vahim bir durum yaşanıyor. İşgal altındaki topraklarda yaşanan kriz, Türk devletinin kendi içinde yaşadığı krizden daha büyük. Çeteler her gün kendi aralarında çatışıyor. Göçmen halkımız çok zor bir durumda yaşıyor. Hepsi evine dönmek için bekliyor. Bu durum uzun süreli olmayabilir. Bu durum başlı başına bir patlama yaratacaktır. Bu işgalcileri kimse kabul etmiyor.

*Serêkaniyê, Girê Spî ve Efrîn’den gelen göçmenlerin evlerine dönmek için direnişlerini sürdürdüğünü belirttiniz. Yeni yılda bu alanları kurtarmak için planlarınız neler?

Göçmen halkımız topraklarının kurtarılmasını istiyor. 2022’deki asıl görevimiz bu alanları kurtarmak. Özellikle önümüzdeki yıl bölgelerimizi kurtarmak için elimizden geleni yapacağız, daha çok çalışacağız. Çetelere karşı mücadele bizi bu bölgeleri özgürleştirmeye zorluyor. Çeteler nerede örgütlenebiliyorsa, güçlüyse, oraları yok etmemiz gerekiyor. Bunun için de ortak ve güçlü bir mücadele gerekiyor.

Sadece bize bağlı değil. Bunun için de buradaki güçlerle koordineli bir şekilde hareket etmemiz, siyasi, diplomatik alanda daha çok çalışmamız gerekiyor. En güçlü savunma işgali kırmaktır. Mücadelemizi her zamankinden daha fazla yoğunlaştıracağız. Askeri güçlerimiz ve halkımızla güçlü bir mücadele ile işgali ortadan kaldırabiliriz.

*2022, Kuzey ve Doğu Suriye halkı için nasıl olacak ve yeni yıl için hedefleriniz neler?

Elbette ki bu yılın halkımız için barış, huzur ve özgürlük yılı olmasını istiyoruz. Bizim yaşadığımız bölgelerde yılbaşında ve bayramlarda halkımız acı çekiyor. Halkımızın kaderi bu değil. Bunu değiştirmemiz gerekiyor. Bölgemizdeki çocukların dünya çocukları olarak bu günleri sevinç ve coşkuyla kutlamaya hakkı var. Bu, mücadele ve kendini güçlendirme yoluyla mümkündür. Huzuru ve refahı elde etmeyi umuyoruz. Ancak yılın son anlarına kadar da saldırılarla karşı karşıya kaldık. Bölgedeki tehlikeler, gelişen saldırılar, tehditler önümüzdeki yıl saldırıların artacağını gösteriyor. Türk devleti saldırılarını artırmaya çalışacaktır. Kendimizi zorlu bir savaşa hazırlamalıyız. Özellikle askeri güçlerimiz kendini buna hazırlıyor. Huzur ortamı yaratmak bizim temel amacımızdır. Halkımızla birlikte hareket ettiğimiz sürece zafer bizim olacaktır.

Bu yılı, başarıya ulaşmak için mücadeleyi güçlendirmenin bir aracı haline getirmek için tüm halkımızla birlikte kutluyoruz. Bu vesileyle özgürlük şehitlerini saygıyla anıyor ve onların hayallerini yerine getireceğimizi söylüyoruz.

ANHA

Daha Fazla Göster

Yorum yaz

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu