RÖPORTAJ

​​​​​​​Cemil Bayık: Türk devleti sıkıştığı her dönemde kimyasal silah kullanmıştır

AB ve NATO’nin çıkarları için Türk devletinin kimyasal silah kullanmasına ses çıkarmadığına dikkat çeken KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, "Türk devleti, AB, NATO, BM bilsinler ki ne silah kullanırlarsa kullansınlar biz mücadelemizi geliştirmeye devam edeceğiz” dedi.

Stêrk Tv’de yayınlanan özel programa katılan KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, 2021 yılında yaşanan gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Programın birinci bölümünde, Önder Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin giderek derinleştiğine dikkat çeken Bayık, tecridin sona ermesi, fiziki özgürlüğünün sağlanması için devam eden uluslararası kampanyanın önemine değindi.

Türk devletinin Medya Savunma Alanları’na yönelik kimyasal saldırılarına karşı uluslararası güçlerin sessiz kalmasına tepki gösteren Bayık, özellikle NATO ve AB’nin bu saldırılara ortak olduğunun altını çizdi. “Türk devleti, AB, NATO, BM bilsin ki, ne silah kullanırlarsa kullansınlar biz mücadelemizi geliştirmeye devam edeceğiz” diyen Bayık, Kürt halkını ve özgürlük hareketini kimsenin teslim alamayacağını belirtti.

Kürt kadınlarının verdikleri mücadele ile dünyada büyük etki yarattığını vurgulayan Bayık, “Kürt kadınların bugün mücadelede öncü güç olması, Önderliğin geliştirdiği çizgiyi esas almalarından kaynaklanıyor. Kadın özgürlük hareketi gün geçtikçe dünya kadınlarına da örnek oluyor” dedi.

Türk devletinin işkence uygulamaları sonucu birçok zindan direnişçisinin şehit düştüğünü ifade eden Bayık, şunları vurguladı: “Eğer onlar zindanlarda direndiyse, büyük acılar, işkenceler ve ölümler yaşadıysalar, bunu kendileri için yapmadılar, kendileri için o zindanlara girmediler. O mücadeleyi kendileri için değil Kürt halkı için verdiler. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine sahip çıktılar. Bu amaç uğruna zindana girdiler. Zindanda her türlü işkenceye karşı direniş içinde oldular, şehit verdiler. Bunların hepsini Kürt halkının özgürlüğü ve insanlık için yaşadılar. Bu açıdan halkımız bunu çok iyi anlamalı ve her yönü ile bu kahramanlara sahip çıkmalıdır. Onlara sahip çıkmak kendine sahip çıkmaktır.”

HDP’ye yönelik baskılara ilişkin de konuşan Bayık, “HDP halklara, değerlerine sahip çıktığı için hedef gösteriliyor. AKP-MHP iktidarı Kürtleri yok etmek istiyor HDP de buna karşı geliyor. Halk da demokrasi güçleri de bu yüzden HDP’ye sahip çıkıyor. Baskılar HDP’yi zayıflatmıyor tam tersi daha da güçlü yapıyor” diye konuştu.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın Stêrk Tv’de yayınlanan röportajının ilk bölümü şöyle:

*Bir yıldır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit en üst boyuta ulaşmış durumda. Buna karşı İmralı’da amansız bir direniş de sürüyor. Abdullah Öcalan’ın uluslararası alandaki etkisinin daha da arttığı görülüyor. 2021 yılında da devam eden tecridi ve tecride karşı verilen direnişi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sorularınıza cevap vermeden önce Maraş, Roboskî ve Metris katliamını yapanları lanetliyorum, katliamda şehit olanları saygıyla anıyorum. Halkımıza ve şehitlerimize verdiğimiz sözü yineliyorum.

Hareketimiz ve halkımız açısından Önder Apo’ya dönük geliştirilen uygulamalar süreklilik arz eden ve hep gündemde olan bir konudur. Hareketimiz ve halkımız daima Önder Apo’ya sahip çıktı. Bilindiği gibi komplo geliştiğinde birçok arkadaşımız ve yurtseverimiz “Güneşimizi karartamazsınız” şiarı ile birçok eylem yaptı. Bu eylemlerde şehadetler de yaşandı. Bu şehadetler bizler için talimat oldu. Önder Apo da kendisi için bunu esas alarak, onların ortaya koyduğu eylemleri asla unutmayacağını, bunun için direniş içinde olacağını ve mücadele edeceğini söyledi.

2021 yılında Önder Apo için büyük bir direniş geliştirildi. Verilen mücadele Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü esas aldı. Bu direniş 2022 yılında daha güçlü bir şekilde devam edecek. Verilen mücadelenin seyri böyle görünüyor. Eğer bu mücadele böyle güçlü bir şekilde veriliyorsa, bu hareketimizin ve halkımızın verdiği direniş sayesindedir. Hareketimizin verdiği mücadele ve direniş en üst seviyede olmasaydı, uluslararası alanda etkisi de bu denli olmazdı, aralarında yazarların, sendikaların, baroların, kadınların, belediyelerin ve daha birçok sivil toplum örgütünün bulunduğu kurumlar ve şahsiyetler Önder Apo’nun özgürlüğüne sahip çıkmazdı, bu kampanya bu denli büyümez ve güçlü olmazdı. Eğer bu mücadele gelişmiş ise, dediğim gibi bunun temel nedeni, hareketimizin ve halkımızın verdiği direniş sayesindedir. Bundan da çok net bir sonuç açığa çıkıyor. Eğer bizler mücadeleyi daha üst seviyelere çıkarırsak, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için geliştirilen kampanya daha çabuk amacına ulaşacaktır.

Komplocu güçler Önder Apo’yu esir aldıklarında amaçları, Önder Apo’yu etkisiz kılmaktı. Fakat Önder Apo komploya karşı durdu. Komplonun amacını anladı ve ona karşı bir duruş geliştirdi. Bu komplo sonrası Önder Apo sosyalist paradigmada yenilikler ortaya koydu. Sosyalist güçler ve insanlık için yeni bir paradigma geliştirdi. Bu büyük bir etki yarattı ve gittikçe önemi daha iyi anlaşılıyor. Eğer bugün dünya çapında Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için kampanya yapılıyorsa ve bu kampanya gün geçtikçe büyüyorsa nedeni, Önder Apo’nun ortaya koyduğu paradigmadır.

Önder Apo sosyalist paradigmada bir yeniliğe gitti. Demokrasi ve özgürlük sorunlarının çözümü için yeni bir çizgi geliştirdi. Bu yeni paradigmayı anlayanlar her geçen gün buna daha fazla sahip çıkıyor. Bu nedenle Önder Apo’ya sahip çıkılıyor. Artık ne yaparlarsa yapsınlar kimse Önder Apo’nun özgürlüğü önünde duramayacaktır. Türk devleti, onun uluslararası alandaki destekçileri ve Kürtler içindeki bazı işbirlikçi, hain kesimler bu kampanyayı engellemek için uğraşıyorlar. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne engel olmak istiyorlar. Fakat onlar ne yaparsa yapsınlar buna engel olamazlar.

KÜRT KADINLARININ MÜCADELESİ DÜNYAYI ETKİLEDİ

Eğer bu kampanya güçlü bir şekilde başlayıp daha da büyüdüyse burada Kürt kadınların rolü esastır. Çünkü Kürt kadınlar, özgürlük için büyük bir direniş içindeler ve bu direnişi sadece kendileri için ortaya koymuyorlar. Bu mücadeleyi tüm Kürt halkı, Ortadoğu halkı ve insanlık için veriyorlar. Yani sadece kadın özgürlüğü için değil toplumun özgürlüğü için de bu mücadeleyi veriyorlar. Kadınlar, Önder Apo’nun felsefesi ile bu mücadeleyi verdikleri için bu durum dünya üzerinde de büyük etki yaratıyor. Bu çerçevede değerlendirildiğinde Önder Apo’nun özgürlüğü için yapılan kampanyada Kürt kadınların büyük etkisi var. Bu kampanya gittikçe dünya kadınlarının da gündemine giriyor ve onlar da bu mücadelenin parçası oluyor.

Tahminimce bu kampanya 2022 yılında daha da gelişip büyüyecektir. Bu geliştirilen kampanyada öncü Kürt kadınlarının yanı sıra, Rojava’da bulunan halkımızın, Avrupa’daki halkımızın, zindandaki yoldaşlarımızın, Maxmûr’da, Lavrion’da ve diğer birçok alanda bulunan halkımızın verdiği mücadelenin önemli etkisi vardır. Eğer uluslararası alanda bu hamle bir etki yarattı ise onların emeği ve çabası vardır. Bu yüzden uluslararası alanda Önder Apo için bu kampanyada yer alan ve destek olan belediyelere, siyasetçilere, sendikalara, aydınlara, yazarlara ve diğer tüm güçlere teşekkür ediyorum. Hem halkımız hem de hareketimiz adına teşekkürlerimi iletiyorum.

Yine bu kampanyada kadınların, zindandaki yoldaşların, Avrupa, Maxmûr, Rojava ve Lavrion’daki halkımızın büyük bir emeği ve çabası var. Onlara da çok teşekkür ediyorum. Bu kampanya Türkiye’de bulunan sosyalist, emekçi, demokrat ve aydın kesimler üzerinde de her geçen gün etkili oluyor. Anlıyorlar ki Önder Apo üzerinde yürütülen tecrit onlara da uygulanıyor. Bu tecrit, aynı zamanda Türkiye halkına ve insanlığa uygulanan bir tecrit. Bunu her geçen gün daha iyi anladıkları için buna karşı duruyorlar. İnanıyorum ki Önderlik konusunda varılan bu farkındalık daha da önemli bir boyuta gelecek ve daha ciddi bir dayanışma olacaktır. Çünkü artık biliniyor ki, eğer bu tecrit kırılmazsa tüm sosyalistler, demokratlar, aydınlar, zindanda olanlar üzerinde daha büyük bir tecrit olacaktır. Bu yüzden bu tecridi ortadan kaldırmak istiyorlar.

*Bu yıl “Dem Dema Azadiyê ye” hamlesi çok etkili oldu. Bu hamlenin genel mücadele üzerindeki etkisini ve kazanımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Dem Dema Azadiyê ye” hamlesi sadece bir dönem için değildi. Sadece Kuzey Kürdistan için değildi. Tüm Kürdistan ve yurtdışında olan tüm halkımız içindi. Ayrıca biz bu hamleyi dönemsel ele almadık. Hedefleri var bu hamlenin. İşte Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlama, Türkiye’deki faşizmi bitirme, Türk devletinin Kürdistan parçalarında yürüttüğü işgal saldırıları karşısında durma ve bunu durdurma. Yine bu hamleyi Türk devletinin hem Kürtlere hem de Ortadoğu’da uygulamak istediği işgal politikalarına karşı başlattık. Bu anlamda hamlenin ideolojik, siyasi, kültürel ve pratik ayakları vardır. Hamle bu anlamıyla tarihi, büyük ve derin bir hamledir. Bu hamle birçok sonuç açığa çıkardı. Eğer bugün AKP-MHP iktidarının bitişe gittiği söyleniyorsa, bu durum bizim başlattığımız hamle sayesinde olmuştur. Bu çok açık bir gerçektir.

Bu hamle Türk faşist devletinin AKP-MHP iktidarı ile devreye sokmaya çalıştığı planları bozmuştur. Onların planlarına büyük bir darbe vurmuştur. Eğer bugün AKP-MHP’nin gerçek yüzü Türkiye ve uluslararası alanda ortaya çıkmışsa ve tutunacakları ilişkileri kalmamışsa bu, geliştirdiğimiz hamle sayesindedir. Eğer bugün Türkiye’de insanlar çok yüksek sesle iktidara karşı tepkilerini ortaya koyabiliyorsa, bu durumu yaratan geliştirdiğimiz hamledir. Çünkü başlattığımız hamle ile birlikte AKP-MHP iktidarı çöküşe geçti, toplumda yaratılan korku iklimi kırıldı ve artık yüksek sesle coşkulu, cesaretli ve moralli bir şekilde bu iktidara karşı bir toplumsal tepki gelişti. Dün konuşamayanlar bugün çıkıp konuşuyor ve eleştiriyor. Bu cesaret ve morali, hareketin verdiği mücadele açığa çıkardı. Bu bir gerçektir.

Yine bu hamle, hareketimizin ve halkımızın gücünü herkese gösterdi. Bu hamle, Kürt halkının demokrasi mücadelesinde öncü güç olduğunu gösterdi. Yine AKP-MHP iktidarı psikolojik bir savaş yürütüyordu. PKK’yi bitirme noktasına getirdik, kimse PKK’nin yanında yer almamalı ve destek olmamalı diyorlardı. Hiç kimse Kürtlere, PKK’ye karşı yürüttüğümüz savaşa da ses çıkarmamalı diyorlardı. Bunlar bazıları üzerinde bir etki de yaratmıştı. Başlattığımız bu hamle ile birlikte halk üzerinde yürütülen bu psikolojik savaş da darbe aldı. Herkes AKP-MHP’nin Kürtler ve PKK için uyguladıkları politikanın doğru olmadığını gördü. Bu anlamda yürüttükleri psikolojik savaş darbe aldı. Bu da hamlenin neticesinde oldu.

Yine Güney Kürdistan’da Türk devletinin yaptığı propagandalar biraz etkili olmuştu. Türk devletine karşı bir tereddüt vardı. Tereddüt şöyleydi; acaba Türkiye’ye karşı durulabilir mi? Daha çok Türk devletinin taleplerini kabul edersek kendimizi koruyabiliriz, atmosferi oluşmuştu. Yani bir teslimiyet havası yaşanıyordu. İşte bu hamle, yapılan o propagandalar sunucu açığa çıkan o atmosferi de kırdı. Ona da darbe vurdu. Güney halkımız anladı ki Türk devletinin taleplerini kabul ederek Güney Kürdistan’ı koruyamazlar. Ancak direnişle kendilerini ve Güney Kürdistan’ı koruyabileceklerini anladılar. Bu anlayış gelişti ve büyüdü. O tereddütlü yaklaşımla değerlerini, şehitlerini ve topraklarını koruyamayacaklarını anladılar. Bu yüzden Türk devletine karşı direnişi esas aldılar. Yani tüm Kürdistan parçalarında bir canlanma oldu. Bir amaç etrafında mücadele gelişti. Bu ulusal bir bilinç yarattı, ona hizmet etti. Aynı zamanda kadın hareketini daha güçlü hale getirdi. Bu hamle Önder Apo’ya sahiplenmeyi daha güçlü bir boyuta taşıdı. Eğer bugün uluslararası alanda Önder Apo için bir kampanya yürütülüyorsa, bu da bu hamlenin sonucudur.

TUTSAKLARA SAHİP ÇIKMAK KENDİNE SAHİP ÇIKMAKTIR

*Zindan direnişçilerine selam gönderdiniz. Tüm yıl boyunca bir direniş içinde oldu tutsaklar. Direnişleri hala devam ediyor. Bir intikam alma politikası ile son dönemlerde zindanlarda hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor, cinayetler işleniyor. Bu uygulamalar göründüğü kadarıyla devam ediyor. Bu işkence ve cinayetlerin zindanlarda son bulması için neler yapılmalı?

Bu uygulamalar sonucu zindanlarda beş devrimci katledildi. O arkadaşlar şahsında tüm zindan şehitlerini bir kez daha minnet ve saygı ile anıyorum. Onları asla unutmayacağız. Onların mücadelelerini zafere ulaştırıncaya kadar devam ettireceğiz. Eğer onlar zindanlarda direndiyse, büyük acılar, işkenceler ve ölümler yaşadıysalar, bunu kendileri için yapmadılar, kendileri için o zindanlara girmediler. O mücadeleyi kendileri için değil Kürt halkı için verdiler. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine sahip çıktılar. Bu amaç uğruna zindana girdiler. Zindanda her türlü işkenceye karşı direniş içinde oldular, şehit verdiler. Bunların hepsini Kürt halkının özgürlüğü ve insanlık için yaşadılar. Bu açıdan halkımız bunu çok iyi anlamalı ve her yönüyle bu kahramanlara sahip çıkmalıdır. Onlara sahip çıkmak kendine sahip çıkmaktır.

Tutsaklar yokluk ve imkansızlıklar içinde, çok zor şartlar altında büyük bir mücadele veriyorlar. Zindan demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir cephesidir. O yüzden verdikleri mücadele değerli ve büyük bir mücadeledir. 40 yıldır faşizmin zindanlarında bir direniş ve mücadele veriliyor. Bu 40 yılda büyük değerler açığa çıkarıldı. Zindan direnişi bir çizgi, bir gelenek oldu. Tüm bu değerler açığa çıkıncaya kadar büyük direnişler ve şehadetler yaşandı. Bu açıdan halkımız için hem gerilla hem de zindan, büyük değerlerdir. O yüzden halkımız kendini bu değerlerle ifade ediyor. Zindanlarda oluşan çizgi ve kültür Kemal, Hayri, Mazlum, Akif ve Ali Çiçeklerle başladı. Bu büyük bir ruhtur, Önder Apo’nun ruhudur. Amed zindanında 14 Temmuz ile başlayan bir ruh ve gelenek var. Şu an zindanlarda bulunan arkadaşlarımız bunu devam ettiriyorlar. Bunu devam ettirmeleri AKP-MHP faşizmi üzerinde büyük bir etki yarattı. O yüzden büyük bir öfke ile zindanlara saldırıyorlar.

ZİNDANDAKİ ARKADAŞLARIMIZA PİŞMANLIĞI KABUL ETTİREMEZLER

Faşist Türk devleti, bu koşullarda verilen direnişe karşı barbarca bir vahşet uyguluyor. Zindanlarda verilen direnişi kırmak, onları teslim almak istiyorlar. Bu şekilde saldırıyorlar zindanlarda bulunan arkadaşlarımıza. Eğer bu süreçte 5 arkadaşımızı şehit ettiyseler sebebi budur. Hem de Metris’in yıl dönümünde şehit ettiler. Bununla bir mesaj veriyorlar. Biz zindanlarda devrimcileri sağ çıkarmayız, mesajı veriyorlar. O yüzden son dönemde cezası biten arkadaşlarımızı bile bırakmıyorlar. Onlara pişmanlığı dayatıp mücadele ettikleri tüm değerleri bırakmalarını dayatıyorlar. Onlara Türklüğü, Türk’ün hizmetine girmeyi dayatıyorlar. Ancak bunları kabul ederseniz sizi bırakırız ve yaşarsınız, aksi halde yaşam hakkınız yok, diyorlar. İşte zindanda bulunan arkadaşlarımız bunu kabul etmediği için onlar da ısrarla, katliam ve ölümlerle bunu kabul ettirmeye çalışıyorlar. İradelerini kırıp teslim almak istiyorlar. Devletin siyaseti budur.

Devlet bilinçli ve örgütlü bir biçimde bu siyaseti yürütüyor. Bu siyasetin amacı da açıkça söyledikleri gibi; PKK’yi tasfiye edip Kürtleri ortadan kaldırmak. Türk devleti artık şunu çok iyi anlamalıdır; ne yaparlarsa yapsınlar, bu mücadeleyi bitiremezler. Pişmanlık kanunlarını o arkadaşlarımıza kabul ettiremezler. O yüzden zindanla, var olan o direniş kültürünü devam ettireceklerdir. Bu siyaset işe yaramayacaktır. Kazanan yine zindanlarda direnen arkadaşlarımız olacaktır.

Burada bir örnek de vermek istiyorum. 12 Eylül’de birçok arkadaş için idam kararı vermişlerdi. Mahkemede iyi halden bu kararları müebbet hapse çevirme kararı alıyorlar. Arkadaşlar itiraz ediyor. Diyorlar ki, biz sizin istediğiniz, iyi hal dediğiniz bir şey yapmadık; bu kararı kabul etmiyoruz. Yani büyük bir kararlılık ve moralle onların kararına karşı çıkıyorlar. İşte bu hareketin militanları ve yurtseverleri, bu geleneği yaşatır.

Türk devleti aklını başına toplamalıdır. Bir an önce bu kirli siyasete son vermelidir. Dediğim gibi halkımız da değerlerine sahip çıkmalıdır. Bu sadece zindanlarda tanıdığı olan aileleri ilgilendiren bir durum değildir. Bu mesele tüm Kürt halkının meselesidir. Kürt halkı dışarıda, her yerde onlara sahip çıkmalıdır. Onlardan beklenen ve istenen budur.

GARÊ YENİ BİR SAYFA AÇTI

*2021 yılında Türk devletinin Garê’ye yaptığı saldırı ile yoğun bir savaş süreci başladı. O süreç ile PKK’yi bir bütünen tasfiye etmeyi gündeme almışlardı. Fakat Garê’de büyük bir darbe aldılar ve baş aşağı gitmeye devam ediyorlar. Bu krizi artık saklayamıyorlar. Garê direnişi nasıl bir etki yarattı?

Şehit Şoreş Beytüşşebap arkadaş şahsında o kahramanları saygı ile anıyorum. Bu halk ve bu hareket olduğu müddetçe o kahramanlar yaşayacaktır. Dediğiniz gibi işgalci, faşist Türk devleti Garê’ye yönelik bir saldırı geliştirdi. Bununla bir sonuç almak istediler. Amaçları sadece Garê değildi. Daha geniş kapsamlı amaçları vardı. Kürt özgürlük hareketini tamamen tasfiye etme amaçları vardı. Eğer Garê’de sonuç alsalardı bunu devam ettireceklerdi. Bu tasfiye ile birlikte Kürt halkını soykırımdan geçirmek istiyorlardı. Çünkü PKK’yi tasfiye etmeden Kürt soykırımını yapamayacaklarını biliyorlar. PKK hem onlara engel oluyor, hem de Kürtler içinde bir ruh açığa çıkarıyor. Garê’de aldıkları darbe ile uygulamak istedikleri plan amacına ulaşamadı. Başarısız oldular. Erdoğan dedi ki, “ilk defa bir netice alamadık.” Bu başarısızlığı kabul etti. Daha önce Erdoğan böyle bir itirafta veya konuşmada bulunmadı. Neden? Çünkü planları amaçları darbe aldı.

Diğer boyutuyla ise rezil oldular. Yani Türkiye ve dünya önünde rezil oldular. Çünkü o zamana kadar, kimse Türk devletinin önünde duramaz, nutukları atıyorlardı. Kimse Türk devleti ile mücadele edemez diyorlardı. Fakat Garê’de yaşadıkları hezimetten sonra herkes gördü ki yaptıkları propagandalar bir anlam ifade etmiyor. Bu durum herkese cesaret verdi. Bu durum siyaset üzerinde de etkili oldu. Oluşan siyasi dengeleri bozdu. Yani Garê, ciddi sonuç ve etkileri olan bir yenilgi oldu onlar için. Bu sonuç Türk devletinin siyasetini, ordusunu, iktidarının ne olduğunu herkese gösterdi. Garê aynı zamanda Kürt özgürlük hareketinin savaş gücünü, kabiliyetini, mücadele gücünü herkese gösterdi. Fedailik ve kahramanlığı herkese gösterdi. Herkese cesaret verdi. Psikolojik özel savaş büyük bir darbe aldı. Nasıl ki daha önce Zap’ta yaşadıkları yenilgiyi “tereyağından kıl çeker gibi geri çekildik” dedilerse, aynısını Garê’de de yaşadılar. O yüzden Garê hareketimizin mücadele tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Yeni bir sayfa açtı. Faşist AKP ve MHP iktidarına büyük bir darbe vurdu.

Eğer bugün iktidarları çöküşe geçti ise Garê bunda dönüm noktası olmuştur. Garê ile başlayıp baş aşağı giden bir çöküş yaşıyorlar. Bunu bazıları anlamış durumda ama herkes gittikçe daha iyi anlayacaktır. Eğer AKP-MHP iktidarından kurtulmak istiyorlarsa bunun yolu bu hareketin mücadelesinden geçiyor. Bunu herkesin iyi anlaması gerekir. Herkes biliyor ki o zamana kadar elimizde olan savaş tutsaklarını koruyorduk. Birçok defa da elimizde olan tutsakları teslim ettik. Birçok kurum aracı oldu ve teslim ettik. Fakat Türk devleti ne yaptı onların ölümünü göze alarak saldırı yaptı. Çünkü onların ölümü birşey ifade etmiyordu iktidar için. Ve sonuç olarak yaptıkları saldırı sonucu hepsini öldürdüler. O ölümlerden AKP-MHP iktidarı sorumludur. Eğer ısrarla saldırmasalar o insanların hepsi yaşıyor olacaktı. Şimdi hepsi ailelerine kavuşacaktı.

Burada başka bir şey daha söylemek istiyorum. AKP’li Mehmet Ali Şahin, Zap sürecinde esir düşen askerler için “onların esir alınmasına sevinemedim” gibi sözler etmişti. Yani sağ kalmalarına tahammül edemiyorum, demek istiyordu. Yani neden ölmediler, demek istedi. Bu, onların kendi askerlerine karşı yaklaşımını net ortaya koyuyor. Yani onlar için yaşamaları bir anlam taşımıyor hatta ölümlerine seviniyorlar. Çünkü ölümleri üzerinden şovenizmi arttırıyorlar. Bununla faşizm, milliyetçilik ve kendi iktidarlarını pekiştirmek istiyorlar. Zaten Garê’de yapmak istedikleri buydu.

*Faşist Türk devleti Garê’de darbe yedikten sonra ömrünü uzatmak için bu sefer de yönünü Zap, Metîna ve Avaşîn’e verdi. Gerillanın direnişi Türk devletinin saldırılarını boşa çıkardı. Genel olarak 2021 yılında gerilla direnişi nasıl bir aşamaya geldi?

Memreşo, Zendura, Werxelê, Girê Sor kahramanlarını saygı ile anıyorum. Bu fedailer sayesinde hareket daha da gelişti. Tarihimizde fedailerimiz birçok eylem gerçekleştirmiştir. Diyarbakır zindanında yapılan fedailikler, Dersim’de Zîlan’ın fedailiği, direniş çizgisini bir üst aşamaya taşıdı. Önderliğin hareketi kurduğunda geliştirdiği direniş kriterlerini esas aldılar. Bizim için de fedailerin ortaya koyduğu kriterler esastır. Yurtseverlik ve devrimcilik de bu kriterlere göre yapılır.

Gerilla da zorlu koşullarda, her türlü silaha karşı tarihi ve destansı bir direniş sergiliyor. Bu şekilde Türk devletine büyük darbeler vuruldu. İşgalci Türk devleti Garê yenilgisini Metîna, Zap ve Avaşîn alanlarında telafi edeceğini ve Garê’de hedefledikleri planlarını başarıya ulaştıracağını zannetti. Bu yüzden saldırılarını arttırdılar. Eğer bu saldırılarda başarılı olsalardı, bu şekilde seçime girip iktidarlarını meşrulaştıracaklardı. Herkese güçlü olduklarının mesajını vermek istediler. Fakat kahraman gerillalar buna müsaade etmedi. Gerilla nasıl ki Garê’de amaçlarını boşa çıkardı, Medya Savunma Alanları’nda da boşa çıkardı.

Türk devleti baktı ki tüm silahlarına rağmen netice alamıyor, bu sefer de KDP’yi devreye soktu. Yani Türk devleti KDP ile sonuç almak istedi. Fakat KDP’den ne kadar destek alsalar da amaçlarına ulaşamadılar. Bu sefer de kimyasal silahları devreye soktular. Buna karşı da kahraman gerillalar tarihi bir direniş sergiledi. Türk devleti ve KDP, kimyasal silaha karşı gerillanın direnemeyeceğini zannetti. Gerilla ise kimyasal silah dahil her türlü saldırıya karşı direnişini sürdürüyor. Bunun sonucunda Türk devleti 8 aydır tuttuğu alandan çekilmek zorunda kaldı. Halkımız bunu da bilmeli. Bu, direnişle ve arkadaşların kahramanlıkları sonucu oldu. Gerillalar canlarını feda ederek Türk devletinin halkımıza yönelik soykırım saldırılarının önüne geçti.

Türk devletinin PKK ve Kürt halkına karşı geliştirdiği bu konsept, soykırım ve katliam konseptidir. Bu konseptte hem Türk devleti hem de KDP vardı. Elbette arkalarında başka güçler de var ama pratikte yürüten KDP ve Türk devletidir. KDP’nin görevi, gerillayı ablukaya almak, hareketsiz bırakmak, gerilla alanlarını Türk devletine vermek. Türk devleti de KDP’nin verdiği istihbarat ile gerillayı tasfiye etmeyi hedefledi. Eğer şehadetler yaşandıysa sadece Türk devletinin silahları ile yaşanmadı; KDP’nin de bunda rolü var. KDP gerillayı ablukaya almasaydı, ambargo uygulamasaydı, bilgi vermeseydi Türk devleti bunları yapamazdı. Halkımız bu gerçeği bilmelidir. Çünkü gerilla alanlarında destanlar yazılıyor.

*Katliamcı Türk devleti, geçmişte de Kürt halkına ve gerillaya karşı kimyasal silah kullandı ama 2021 yılında bu durum en üst boyuta ulaştı. Kimyasal silaha karşı çok büyük tepkiler de verildi. Fakat Türk devleti kimyasal silah kullanmaya devam ediyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk devleti sıkıştığı her dönemde kimyasal silah kullanmıştır. Kimyasal silahı sadece bugün kullanmıyor, tarihe baktığımız da görüyoruz. Hatta İhsan Sabri Çağlayangil, Dersimlileri mağaralarda nasıl fare gibi zehirlediklerini çok açık biçimde ifade etmiştir. Yine direniş tarihimizde de birçok alanda gerillaya karşı kimyasal silah kullandılar. Fakat 2012 yılında Avaşîn’den, Zap’a, Dersim’e kadar birçok alanda çok daha fazla kimyasal silah kullandılar. Bu durum Türk devletinin karakterini gösteriyor. Çünkü bu devlet halklara, demokrasi ve özgürlüklere karşı bir devlettir. Geçmişte birçok halkı tasfiye ettikleri gibi Kürt halkını da tasfiye etmek istediler. Bu yüzden AB ve NATO ile ilişkiler geliştirdi. AB ve NATO’nun desteği ile Kürt halkını soykırımdan geçirmek istediler. Çünkü onlar olmadan yapamayacağını biliyor.

NATO VE AB KİRLİDİR, KİMYASAL KULLANIMINDAN SORUMLUDURLAR

Mesela, şu an Türk devleti kimyasal silah kullanmasıdır. Normalde NATO ve AB’nin bunu yasaklaması lazım. Fakat görüyoruz ki ne NATO ne de AB buna ses çıkarıyor. İşte Türk devleti bundan yararlanarak daha fazla kimyasal silah kullanıyor. AB ve NATO da çıkarları doğrultusunda ses çıkarmıyor. Çıkarları da maddidir. Bu yüzden NATO ve AB kirlidir. Kimyasal silah kullanımında sadece Türk devleti değil bunlar da sorumludur. Örneğin bir yerde kimyasal silah kullanılmamış, sadece adı bile geçmişse birçok hamle geliştiriyorlar. Fakat Kürdistan’da kullanılan kimyasala karşı kimsenin sesi çıkmıyor hatta teşvik ediyorlar. Halkımız bunu da görmelidir. Madem AB kanunları bizim için geçerli değil, bizim de onları ve kanunlarını tanımamamız lazım. Ne zaman bizi kabul ederlerse biz de o zaman kanunlarını tanırız.

Türk devleti, AB, NATO, BM bilsinler ki ne silah kullanırlarsa kullansınlar biz mücadelemizi geliştirmeye devam edeceğiz. Yanlış hesaplar yapmamalılar. Bu şekilde bunları teslim alırız, diye düşünmesinler; kimse bizi teslim alamaz. Herkes bunu çok iyi anlasın.

TÜRK DEVLETİNİN GÖREVİNİ KDP YERİNE GETİRİYOR

*2021 yılında bir tarafta gerillanın direnişi, diğer tarafta ise KDP’nin ihaneti ön plana çıktı. KDP kurduğu tuzaklarla 9 gerillayı şehit etti. KDP’nin bu yaklaşımı Kürt halkı ve Kürt siyaseti üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?

Herkes KDP ile geçmişten beri ilişkimizin olduğunu biliyor. KDP’nin Türk devleti ile de ilişkisi var. Fakat şu an KDP’nin Türk devleti ile geliştirdiği ilişkiler eskisi gibi değil. Tamamen Türk devletinin PKK’ye karşı geliştirdiği konsepte ulaşmış durumda. Türk devleti belli ki KDP’ye birtakım sözler vermiş. KDP de bu sözler üzerine Türk devleti ile bir olup PKK’yi yok edeceğini zannetti. Böyle olduğu takdirde her şey onlara kalacak. Yani PKK’nin yarattığı bütün değerleri kendi çıkarları için heba edebilirler. Bu yüzden Türk devleti ile PKK’ye karşı bir olup savaşıyor. KDP öyle savaşın dışında olan ve Türk devletine sadece destek veren bir güç değil tam tersi savaşın içindedir. PKK’ye karşı yürütülen konseptte KDP’nin de Türk devletinin de görevi bellidir.

*Peki KDP neden Türk devletine destek veriyor? Destek vermezse ne olur?

Dediğim gibi, Türk devleti onlara birtakım sözler vermiş. Yani eğer PKK ortadan kalkarsa siz iktidarda kalırsınız, Başûr’da iktidarınızı sürdürürsünüz, buna karşı gelmeyiz, gibi sözler vermiş. KDP de buna dayanarak gerillaya pusu kuruyor. Bir pusuda 3 arkadaşı, bir pusuda 7 arkadaşı tuzağa düşürdüler. 1 arkadaş sağlam bir şekilde bize ulaştı, 1 arkadaştan ise haber alınamıyor. Bu gerçektir. Türk devletinin görevini şu an KDP yerine getiriyor. Türk devleti nasıl pusu kurup arkadaşları şehit ediyorsa, binlerce kişiyi zindana atıp işkence ediyorsa, KDP de arkadaşlarımızı pusuya düşürüp şehit ediyor. PKK ile alakası olduğunu iddia ettiği kişileri tutuklayıp zindana atıyor, işkence ediyor. Hatta KDP, Bakur’dan faşist rejimden kaçıp gelen insanların bile özgürce yaşamasına engel oluyor. “Ya bize hizmet edersiniz, ajanımız olursunuz ya da sizi Türk devletine teslim ederim, benim bölgemde kalamazsınız” diyor.

Türk devleti gerilla cenazelerine işkence yapıyor, cenazeyi aileye posta ile gönderiyor; KDP ise gerillaları katlediyor, cenazelerini bile ailelerine vermiyor. Aileler cenazelerimizi verin, diyor ama KDP ne evet diyor ne hayır diyor. Cevap bile vermiyorlar. Yani Türk devletinin yaptıkları bile KDP’nin yaptıklarının yanında az kalıyor. Halkımız KDP’nin neden gerillaya karşı Türk devletinin yanında yer aldığını soruyor, anlamaya çalışıyor. KDP kendisini Kürt partisi olarak tanıtıyor hatta Kürt kazanımlarını biz savunacağız, diyor ama dünya alem Türk devletinin Kürtlerin düşmanı olduğunu biliyor. Bu yüzden böyle bir devletle gerillaya karşı nasıl birlik olduklarını herkes merak ediyor. Halkımız KDP’nin bu yaklaşımlarını kabul etmiyor. KDP’nin yürüttüğü siyaset, yanlış bir siyasettir. Kürt halkına değil Türk devletine hizmet eden bir siyasettir. Türk devletinin amacı, PKK’yi ortadan kaldırıp Kürt halkını soykırımdan geçirmek. Bu çok açık. Kimse KDP’nin böyle bir siyaset yürüteceğini beklemiyordu. Ama bugün bu siyaseti yürütüyor.

Ortadoğu’da 3. dünya savaşı var. Bu savaş, Kürt halkına karşı gelişen dengeleri bozdu, Kürt halkının hizmetine girdi. Türk devleti Kürtlerin bu savaştan kazançlı çıkacağını gördüğü için Kürtlere karşı soykırım saldırılarını geliştirdi. Eğer bu savaşta Kürtler birlik olabilirlerse büyük kazanımlar elde edeceklerdir. Kürt halkının tarihinde önemli bir fırsattır. Kendisine ben Kürt’üm, Kürt halkının çıkarları için mücadele ediyorum, diyen herkes bu fırsatı değerlendirir. KDP Kürtlerle ilişki geliştireceğine, Kürt düşmanı Türk devletiyle ilişkilerini geliştiriyor. Yani ortaya çıkan fırsatı ayaklar altına alıyor. Halkımız bu siyaseti kabul etmemelidir.

*Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği paradigma temelinde kadın mücadelesi de büyüyor. Özellikle 2021 yılında kadın mücadelesi bir üst boyuta ulaştı. Kadın özgürlük mücadelesini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geçmişte de kadın mücadelesi vardı. Belki zayıftı, çok örgütlü değildi ama vardı. Bu durum kadın hareketlerini çok geliştirmiyordu, çünkü tepki ile hareket ediyorlardı. İşte Önderlik burada kadınlar ve tüm insanlık için tarihi bir görev üstlendi. Kadın hareketinin teori, felsefe ve ideolojisini geliştirdi. Kadının örgütlenmesi için de bu temelde yol açtı. Her anlamıyla kadın hareketine destek verdi. Kadın hareketi de Önderliğin desteği ile ideolojik, felsefik bir temele ulaştı. Bu da kadın özgürlük hareketini güçlendirdi. Bu durum hem dünyada kadın hareketini geliştirdi hem de hareketimizi güçlendirdi. Kürt kadınların bugün mücadelede öncü güç olması, Önderliğin geliştirdiği çizgiyi esas almalarından kaynaklanıyor. Kadın özgürlük hareketi gün geçtikçe dünya kadınlarına da örnek oluyor. Bu da hem Kürt kadınları hem de Kürt halkı açısından bir bilinç geliştiriyor.

Bir gün herkes, Önder Apo kadınlar şahsında kadınlar için, toplum ve insanlık için tarihi hizmet verdi, diyecek. Çünkü tarihte ilk kez biri kadın hareketi için ideolojik ve felsefik bir temel geliştirdi; o da Önderliktir. Önderlik, PKK bir kadın hareketidir, dedi. Yani özgürlük hareketidir. Kadınları özgürlük ve demokrasi mücadelesinde öncü güç yaptı. Bundan dolayı kadınlar da özgürlük bilinci gelişti. Bu yüzden kadınlar artık ataerkil iktidarı kabul etmiyor, buna karşı direniyor. Kadın hareketinin kapitalist modernite sistemi üzerinde çok büyük etki yarattıklarını görüyorlar. Bu yüzden kadına karşı öfke ile hareket ediyorlar. Hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda ataerkil iktidarlar kadını hedef haline getiriyorlar.

Türkiye’de Süleyman Soylu açık bir şekilde kadınları hedef gösterdi. “PKK kadın örgütüdür, kadınları engellememiz lazım, dedi. Bu şekilde kadınları hedef aldı. Yani her gün kadınları katlediyorlar, işkence ediyorlar, hakaret ediyorlar, tutukluyorlar, tecavüz ediyorlar. Bu şekilde kadınların iradesini kırmak istiyorlar.

Kadınlar da buna karşı ayaktalar. Gün geçtikçe demokrasi ve özgürlük mücadelesinde üzerine düşen rolü daha iyi yerine getiriyorlar. Topluma, hareketimize ruh veriyorlar. AKP-MHP iktidarı nasıl Kürt düşmanıysa, aynı şekilde kadın düşmanıdır da. Bu bir gerçektir. Buna karşı Kürt ve Türk kadınlar birlikte mücadele ediyorlar. Tarihte işçiler için; kaybedecekleri tek şeyleri zincirleridir, diye bir söylem vardı. Bu söylem esas olarak kadınlar için geçerli. Kadınlar bu mücadele ile ancak zincirlerini kırabilirler. Onun dışında kaybedecekleri bir şey yok. Özgürlüklerini kazanacaklar. Sadece kendileri değil insanlık için de kazanacaklardır. İnanıyorum ki kadınlar, 2022 yılında mücadelelerini daha da güçlendireceklerdir.

*2021 yılında HDP’ye yönelik kapatma davası açıldı. Fakat yapılan anketlere göre tüm baskılara rağmen HDP daha etkili bir parti olmuş. Yani devlet, halkın özgür iradesini teslim alamadı. Bu özgürlük iradesine bağlı olarak yaşanan direnişi ve 2021 yılında siyaset alanında yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rêber Apo, her şartta direnen bir halk yaratmak mücadele etti. Kürt halkı tarihi bir emek ve mücadele geliştirdi. Bunun sonucunda da her koşulda özgürlüğü için direnen, mücadele eden bir halk ortaya çıktı. Kürdistan’da bu temelde demokratik devrim gelişti. Böyle bir durumda devrimi ve bu devrimi ortaya çıkaran halkı tasfiye etmek zordur. Çünkü Kürt halkı ölüm uykusundan ayağa kalktı. Verdiği mücadelede her şeyi de yaşadı. Kürt halkının yaşamadığı bir şey kalmadı. Bu yüzden kimse artık kolay kolay bu halkı tasfiye edemez, iradesini kıramaz ve teslim alamaz. Çünkü bu halk. Önderliğin geliştirdiği felsefeyi anladı, yarattığı değerleri gördü. Kürt halkı özgürlüğün tadını aldı kimse artık bu halka geri adım attıramaz, teslim alamaz bu mümkün değil.

Kürdistan’da demokratik devrim geliştiği için bunun sonucunda demokratik siyaset de gelişti. Tabii ki demokratik siyasetin gelişmesi için Türkiyeli solcular, demokratlar, aydınlar, sanatçılar da emek verdi fakat Önderliğin verdiği emekle demokratik siyaset daha büyük bir aşamaya geldi. Bu temelde Önderlik Kürdistan’da bir devrim geliştirdi. Kürt halkında demokrasi ve özgürlük zihniyeti gelişti. Türk devleti artık ne yaparsa yapsın, Kürt halkını özgürlük ve demokrasi mücadelesinden vazgeçiremez. İşte demokratik siyaset de bu devrimin sonuçları üzerinden gelişti. Sadece HDP’yi hedef almıyorlar; Türkiye’de kim demokratik siyaseti esas alıyorsa, kim Türkiye’yi demokratikleştirmek istiyorsa hepsini hedef alıyorlar. Fakat aralarından en çok HDP’ye baskı yapıyorlar. Çünkü HDP hepsine sahip çıkıyor. Yani demokrasi ve özgürlük güçlerinin kazanımlarına sahip çıkıyor.

TÜRKİYE’DE TEMEL İHTİYAÇ DEMOKRASİ İTTİFAKININ GÜÇLENDİRİLMESİDİR

HDP, Türkiye’de demokratik siyaseti geliştirmek, hakim kılmak istiyor. Türkiye’yi demokratik bir cumhuriyete çekmek istiyor. Türkiye’nin ne içeride ne de dışarıda bir saygınlığı kaldı. Türkiye’yi nasıl bu durumdan çıkarabiliriz, siyaseti yürütüyorlar. Halklar arasında birliği sağlamak, uluslararası alanda da Türkiye’yi saygın hale getirmek için çalışıyorlar. Türkiye’nin yaşadığı sorunlarını nasıl halledeceğini, demokrasi ve özgürlük güçlerinin sorunlarını nasıl çözeceğini esas alıyor. Yani partilerini değil Türkiye’nin çıkarlarını esas alıyor. Bunun için siyaset geliştiriyor. Elbette eksiklikler, zayıflıklar vardır ama doğru bir siyaset yürütüyor. Doğru bir siyaset yürüttüğü için de yapılan baskılar, işkenceler, tutuklamalar ters tepiyor. Çünkü halk bunu görüyor.

Demokrasi ve özgürlük güçleri, sanatçılar, aydınlar herkes bunu görüyor. Herkes AKP-MHP’nin sadece kendilerinden olanları savunduğunu, diğer tüm kesimleri düşmanlaştırdığını, hain ilan ettiğini görüyor. HDP’yi halklara, değerlerine sahip çıktığı için hedef gösteriyorlar. AKP-MHP iktidarı Kürtleri yok etmek istiyor, HDP de buna karşı geliyor. Bu siyaset Türkiye’yi yok ediyor, bu sorunun çözülmesi gerekir diyor. Bu sorun demokratik bir şekilde çözülürse Türkiye’yi başarıya ulaştırır. Halk da, demokrasi güçleri de bu yüzden HDP’ye sahip çıkıyor. Baskılar HDP’yi zayıflatmıyor tam tersi daha da güçlü yapıyor.

Türkiye’de temel ihtiyaç, demokrasi ittifakının güçlendirilmesidir. Sadece bir grup solculardan ve demokratlardan oluşmamalı bu ittifak. AKP-MHP ittifakından rahatsız olan kim varsa hepsini kucaklamalı bu ittifak. Ancak bu şekilde netice alınır. Demokrasi ittifakı, Türkiye’deki bütün renkleri temsil ettiğinde bu iktidar zaten ayakta kalamaz. Yolun sonuna gelmiş durumda. Bahsettiğim şekilde adımlar atıldığı takdirde inanıyorum ki, 2022 yılında AKP-MHP iktidarı yenilecektir.

*Faşist AKP-MHP, geride bıraktığımız 2021 yılında Kürt halkına yönelik yoğun saldırılar geliştirdi. Özellikle ırkçı saldırılarda ve tecavüz olaylarında devlet yetkililerinin rolü var. Özel savaş çerçevesinde yapılan bu saldırı ve katliamları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk devleti, özel savaş yürüten bir devlettir. Bu temel üzerine kuruldu zaten. Bu yüzden kendisine sürekli düşmanlar yaratıyor ve bu şekilde faşizmi, ırkçılığı geliştiriyor.

Kürt halkına yönelik geliştirilen saldırı ve katliamların bir amacı var. Türk devleti, Kürt halkını düşman gördüğü için Türkiye halkları ile bir ittifak geliştirmemesi için çalıştı. Bu şekilde Kürt soykırımını tamamlamak istedi. Fakat Rêber Apo mücadele ederek bu stratejiye darbe vurdu. Kürt halkı ile Türkiye halklarının ilişkisini geliştirdi. Türk devleti bunu tehdit olarak gördü. Zaten Kürtleri ortadan kaldırmak istiyorlar, bu yüzden ittifakın gelişmesini engellemeye çalışıyorlar. Kürt halkının Türkiye tarafında büyük bir güç olduğunu, Türkiye siyaseti üzerinde büyük etkileri olduğunu gördüler. Eğer önünü alamazsa kendisi için büyük bir tehlike olacağını gördü. Türkiye tarafında, Konya’da mesela Kürtleri katlettiler. Bu Türk devletinin yürüttüğü siyasettir. Çünkü zihniyetleri, siyasetleri Kürtleri kabul etmiyor. Konya’dan tutun İzmir’e, İstanbul’a kadar birçok yerde Kürt halkına saldırıyorlarsa, katlediyorlarsa, yaralıyorlarsa bu yüzden yapıyorlar. Bu şekilde Kürtleri korkutmak istiyorlar ki Kürtler onlara karşı gelmesin, Türkiye halkları ile ilişkilenmesin, kendileri için bir tehdit oluşturmasın. Kürtleri Türkleştirmek istiyorlar. Fuhuşu, eroini, ajanlığı geliştirmeleri de soykırım siyasetinin bir parçasıdır. Kürt toplumunu bu şekilde parçalamayı, özgürlükten, demokrasiden, değerlerinden uzaklaştırmayı amaçlıyorlar.

Böylelikle Kürtleri yok etmek ve Kürdistan’ı vatanları yapmak, tüm Türkiye’de sadece Türkler ve Sünniler olsun istiyorlar. Bu yüzden diğer tüm dinleri, mezhepleri, halkları reddediyorlar. Sadece Türk, Sünni ve AKP-MHP’yi kabul edenler olsun istiyorlar. Diğer herkesi hain görüyor ve ortadan kaldırmak istiyorlar. Fuhuşu, ajanlığı ve uyuşturucuyu, özellikle Kürdistan’da geliştirmelerinin temel nedeni de budur. Amaçları Kürt halkını ortadan kaldırmak. Bütün bunları da bu yüzden yapıyorlar.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu