Encü: Katliamdan sağ kurtulmasaydım, Türk ordusunun gerçekleştirdiği katliamı yalan yanlış şeylerle örtbas edeceklerdi.

Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011'de Türk savaş uçaklarıyla bombalayarak katlettiği 34 genç çocuğun arasında bulunan, katliamın gerçekleştiği anda şans eseri kurtulan ikisi kız 6 çocuk babası 37 yaşındaki Servet Encü katliam gecesini ve yaşadıklarını ANF'ye açıkladı.

'BİR YÜZÜNE TÜRKİYE, DİĞER YÜZÜNE IRAK YAZILMIŞ'

Üzerinden 5 yıl geçmiş Roboski Katliamı'nın tanıklarından olan Servet Encü sınır denilen bir herhangi bir göstergenin olmadığını ve ailesinin yarısının bu olmayan sınırın ötesinde kaldığını söyledi.

"28 Aralık 2011'de Roboski'de yapılan katliamdan kurtulan kişiyim. İsmim Servet Encü. Otuz dört kişilik arkadaşlarım, köylüm arasında, 11 kişi amca oğlum, dayı oğlum, yeğenimdi. Yani on biri bizzat benim yakın ailemdendi. Ama hepsi benim akrabamdı, hepsi tek aileydi. Benim ailemin yarısı Güney Kürdistan'da yarısı da burada yaşıyor. Sınır denilen bir şey yok. Suni bir hudut dahi yok. Sadece bir miktar çimento harcı bırakılmış bir yere, bir yüzüne Türkiye, diğer yüzüne de Irak yazılmış" diyen Encü, zozanlarının, mülklerinin, davarlarının çoğunun bu sınır denilen yerin diğer tarafında kaldığını oraya da şimdi Irak toprağı denildiğini söyledi.

'SANKİ BİR DÜĞÜNE YA DA PİKNİĞE GİDİYORDUK'

Encü, her sınır ticareti yaptıklarında durumun askeriye tarafından korucubaşı veya muhtara bilgi verildiğini de ekliyor. Öyle ki katliamın gerçekleştiği gün herhangi bir haber verilmediğinden kendilerinin de yola çıktığını söyleyen diyen Encü, "O gece arkadaşlarım geldiler, bir yük mazot ya da bir çuval şeker istediler. 130 litrelik mazot bidonundan sadece 50-60 TL kazanıyordum. Her katır başına 50- 60 lira kâr ediyorduk. Çoğu zaman yük olmadığından kendini kurtaramıyordu. O gün yine 11 kişilik, kimi mahalleden beşer, altışar buluşup saat gece 3'ü gösterdiğinde katırlarımızla yola koyulduk. Gittiğimiz zaman da ne bir asker ne de başka hiç kimse göremedik ve yoktu. Genelde pek asker görmezdik zaten. Eğer ki bizleri gördüklerinde ise ya gidip korucubaşına ya da muhtara 'bu gece kaçakçılığa kimse gitmesin' diye ikazlarda bulunurlardı. Ama o gece herhangi bir uyarıda bulunmamışlardı. Bizler de bu durumdan kaynaklı yola koyulmuştuk. Yol boyunca arkadaşlarımız çok neşeli ve keyifliydiler. Eğlenerek, halay çekerek gidiyorduk. Sanki bir düğüne ya da pikniğe gidiyorduk. Sabah saat 07.00 gibi vardık oraya. Mazotumuzu ve diğer yüklerimizi katırlarımızın sırtında yerleştirdik. Karşı tarafın ödemelerini de yaptık ve geri yola koyulduk" şeklinde konuştu.

'BOMBALAR BENİ NE KADAR FIRTLATMIŞ...'

Türk ordusunun bombardıman yapmasıyla, karanlık havanın ağarmış gibi görünmesine ve bombardımanın basıncıyla metrelerce fırladığını belirten Encü şunları söyledi: "Geri dönüş yolunun yarısına vardığımızda sık sık top atışları duyuyorduk. Zaten bu top atışları her zaman yapılıyordu ama bizim yönümüze ya da geçtiğimiz güzergaha yapılmıyordu. Yüksek yerlere, çok ötelerimize atılırdı. Yine her zamanki gibiymiş gibi düşünüp yolumuza devam ediyorduk. Hududun oraya vardık. Hududun orada telefonlarımızın şebekesi çekiyordu. Köyden akrabalarımız, yakınlarımızla konuştuk. Görüştüğümüz yakınlarımız bizlere 'bu gece her yerde tanklar, panzerler ve onlarca asker var, gelmeyin ta ki biz sizlere başka uygun bir yol ya da güzergâh buluncaya kadar' dediler. Geceydi ve karanlıktı. Bizim öylece bekleyişimizden 20 dakika geçmeden ben yeğenime hele bizim ötede duran katırlarımıza bir bakalım dedim. Tam 15 metre kadar uzaklaştım gruptan ve hava ağarmaya başladı. Meğerse yakından uçakların sesi gelmiyor, ancak üzerinden geçip gidince sesi geliyor ve anlaşılıyor. Karanlık aydınlanınca artık bir şey görmemeye başladım. Yeğenim önümdeydi ve bedeninin nereye uçtuğunu bilemiyorum. O devasa bombardımanın basıncıyla ben de bir yerlere uçmuşum. Bombalar beni ne kadar fırlatmış ise bilemiyorum."

'PARÇALANMIŞ BEDENLER HAVADA UÇUŞUYORDU, KARAKOL YALAN SÖYLÜYORDU'

Encü, kendine geldikten sonra şahit olduklarını ise şöyle anlattı: "Bir ara hafif kendime geldiğimde, yüzüstü yere uzanmış bir şekilde olduğumu anladım. Kalkıp etrafıma bakındığımda, arkadaşlarımın bedeninin parçalarını ve katırların parçalarının havada uçuştuğunu, yerlerde dağıldığını gördüm. O dakikada avazım yettiğince bağırmaya başladım. Takatim yettiğince yürüyüp sınırı geçmeye çalıştım. O esnada dengemi kaybedip kırk metre kadar yuvarlanmışım. Yuvarlanarak vardığım noktaya da uçaklar saldırmaya başladı. Benim dışımda yürüyor olan iki, üç kişi daha vardı. Yüz metre kadar benim uzağımda duruyorlardı ve birden onların da öldürüldüğünü gördüm. Ben de olduğum yerde kala kaldım, hiç kıpırdayamadım. Hareketsiz kalışımdan dolayı beni de ölü sanmış olmalılar ki bombardıman durdu. Bu durum neredeyse 45 dakika, bir saat kadar sürdü. Ben bulunduğum yerde bombardıman sesi kesilinceye kadar hareketsiz kaldım. Her 10-15 dakikada bir biraz sürünerek karın içerisinde ilerliyordum. Gözlerim bir kayalık ya da ağacı arıyordu. Ama ne bir kaya ne de bir ağaç bulamıyordum ki yaşayabilmek için saklanabileyim diye. Ben bu arayışta iken eriyen kar suyunun açtığı kuyu gibi bir yere doğru kaydım ve orada bekledim. Üzerinden neredeyse iki saat geçmişti. Yaşıyor olmama inanamıyordum. Çoğu kişide bulunan, 2 km kadar çeken telsizlerimiz var. Genelde telefon şebekelerimizin olmadığı yerlerde bu telsizleri kullanırdık. Bize yol gösterici çavuşlarımız olurdu, onlarla telsizlerden görüşürdük. Ben telsizi çalıştırmaya başladım ve ismimi söyleyip bize ulaşmalarını istedim. Köyden birisi sesimi duydu. Yol göstericilerden biriydi. Uçakların bütün arkadaşlarımı bombaladığını ve acilen yardımımıza gelmelerini söyledim. Başta inanmayıp 'ne diyorsun' diye tepki verdi. Sora karakoldan aldığım bilgiye göre uçakların sadece korkutmak için ateş ettiklerini ve hepsinin korkudan Irak topraklarına kaçtığını söyledi. Ben de onları kandırdıklarını ve bizleri gerçektende bombaladıklarını söyledim. Bütün arkadaşlarımın öldürüldüğünü ve sadece benim sağ kaldığımı söyledim. 'Başka sağ kalanların olup olmadığını da bilmiyorum' dedim. Ben böyle dedikten sonra iletişimimiz koptu. Bulunduğum yerden ayrılmadım.

'34 ÇOCUK VE 59 KATIR KATLEDİLDİ'

İki grup şeklindeydik ve iki ayrı noktada bulunuyorduk. İki defa bombardıman yapıldı. İlk bombardımandan 45 dakika kadar sonra diğer grubun olduğu yere de bombardıman gerçekleştirildi. İkinci grubun bulunduğu yerde kayalıklar olduğundan vücutları parçalanmadan öldürülmüşlerdi. O gece toplamda 34 genç çocuk ve 59 katır katledildi."

'KARAKOL VE 112 ACİL SERVİS TELEFONLARI KAPATTILAR'

Katliam gerçekleştikten sonra karakol ve 112 Acil Servisi aradıklarını ve ilk görüşmeden sonra telefonlara bir daha cevap vermediğini belirten tanık Encü, "O gece insanların sesini duyduğumda şahadet getirdim ve kurtulabileceğime inanmaya başladım. Sesler bana yaklaştığında ben bağırmaya başladım. Yanıma geldiler ve yaralı olup olmadığımı sordular. Yaralı olmadığı söyledim. 'Arkadaşlarını kurtarmak için bize eşlik et' dediler. 50 metre kadar katliamın olduğu noktaya uzaktaydım. Bir arkadaşın koluma girmesiyle katliamın gerçekleştiği noktaya kadar gittik. Rabbim kafirin başına getirmesin böyle bir şeyi. Çoğunun cenazesi parçalandığından tanınamıyordu. Kimi mezarda sadece ya bir kol var, ya da bir bacak veya bedeninin herhangi bir parçası... Bu insanların çoğu 12- 13 yaşındaydılar. Aralarında benim dışımda evli olan sadece iki kişi vardı. Geneli daha öğrenciydi. Yani bu katledilenlerin hepsi gençti. Ondan sonra köylüler cenazeleri topladılar. 112'yi aradık, karakola haber verdik. Kaç kişinin ölü veya yaralı olduğunu sorup öğrendikten sonra bir daha telefonlarına cevap vermediler, telefonlarını kapattılar. Köylüler basına haber verdiler ve iki saat içinde duyan her köylü yardıma koştu. İkinci gruptan bazılarını anca 2 gün sonra kayaların, toprağın içinden çıkarabildiler. Emniyet ve askeriye cenazeleri istiyordu ama bizimkiler vermediler" dedi.

'KATLİAMA YALAN YANLIŞ SÜSLER VERİLECEKTİ'

Katliamdan sağ kurtulmasaydı, Türk ordusunun gerçekleştirdiği katliamı yalan yanlış şeylerle örtbas edeceğini belirten Encü şunları söyledi: "Eğer ki ben kurtulmamış olsaydım bütün cenazeleri Malatya'ya morga kaldırırlardı. Her birinin cenazesini başka yere götüreceklerdi. Hatta cenazelerin Haftanin Kampından, Sinaht Kampındanmış gibi katliama yalan yanlış süsler verilecekti. Yani 10-15 yaşındaki çocukları katlettiklerinin üstünü bir şekilde örtmeye çalışacaklardı."

'YALAN KONUŞMAM İÇİN RÜŞVET TEKLİF ETTİLER'

Katliamı gerçekleştirenlerin kendisine yalan konuşması için rüşvet teklif ettiğine de değinen tanık Encü, "Bu olaydan sonra bana 'bu dünyada ne istiyorsan sana veririz ama hiç konuşmayacak, susacaksın' dediler. Ben ise hiç bir şeyinizi istemiyorum, 34 canın bedelini verin diyordum. Katliamın üzerinden bir yıl geçtikten sonra benim evimi taradılar. Beni hapishaneye attılar. Hiç peşimi bırakmadılar. Ben onların hiçbir dediğini yapmadım. Hiç kimsenin dediğine kulak asmadım. Ben katledilen 34 canın hakkını aradım" diye konuştu.

'HER BİRİNİN BİR HAYALİ VARDI'

"Şimdilerde üstüme gelmiyorlar artık. Birkaç tane keçim var ve onlara bakarak çoluğumun çocuğumun geçimini sağlıyorum. Katledilen gençlerin anneleri, babaları, ablaları, kardeşleri beni hep kendi evlatları olarak görüyorlar. Bize haince davranmadın, sen bizim ailemizin bir ferdisin diyorlar. Eğer sen gidip ihanet etseydin bu katledilen çocuklara, bizler o zaman ne yapardık diyorlar. Her biri çocuktu, gençti. Her birinin bir hayali vardı. Kimisi okumak istiyordu, kimisi evlenmek, kimisi de operatör olmak istiyordu. Biri bir işim olsa da artık bu sınırda, bunca korku ve işkenceye maruz kalmadan bir hayat yaşasaydım diyordu. Çünkü bu sınır ticaretinde aylık gelir 200-300 lira kadar bir şeydi" diyen Encü o soğuklarda, karanlıkta korku ile gece gündüz demeden gidip sağ gelmenin getirisinin de 60-70 TL kadar bir şey olduğunu sözlerine ekledi.

'GERÇEKLERİ SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİM'

Evi tarandığında, gözaltına alınıp, hapishaneye tıkadıklarında hep bir görüntü veya fotoğrafın içerisinde isminin sıkıştırılıp, "Sen konuşmuşun" denildiğini ve provokasyon yaptığının söylendiğini de vurgulayan Encü, "Ama ben hiçbir provokasyon yapmıyor, konuşmuş olsam da gerçekleri söylüyordum. Ben katledilen bu insanlarımıza haksızlık etmedim, edemezdim de. Ben sadece Türk uçaklarının bunca genci çocuğu öldürdüğünü ve bunlara şahit olduğumu söyledim. Şu an hakkımda yalan iddialarla, ismim ve fotoğraflarım kullanılarak açılan 3 davam var ve bu soruşturmalarım devam ediyor. Benim hiçbir tarafa takıntım olmadı ve hep gerçekleri söyledim ve hep gerçekleri söylemeye devam edeceğim" dedi.

ANF - ÖZGÜR AYDIN / YAŞAR AKSU

FacebookTwitterGoogle BookmarksRSS FeedPinterest
Pin It