Rojava ve Kuzey Suriye'de DAİŞ çetelerine karşı yürütülen hemen hemen tüm savaş ve hamlelerde yer alan, Cizire'nin Fırtınası Hamlesi Genel Komutanlığı Üyesi Hasan Qamişlo, hamlenin son durumu ve Türk devletinin Efrîn'e işgalci saldırılarına ilişkin ANF'nin sorularını yanıtladı.

Cizire'nin Fırtınası Hamlesi'ndeki son durum nedir?

5 ayı tamamlandı. Geçen bu 5 ay için de QSD güçlerimiz çok büyük bir fedakarlık ve kahramanlık gösterdi; Xabur Suyu ve Fırat Suyu kıyısındaki küçük bir bölüm dışında bölgenin tümü özgürleştirilmiştir.

Büyük ve geniş bir hamleydi, bu hamlede karşısında savaştığımız çeteler, küçük çapta bir çete grubu değildi. Uluslararası düzeyde, bir tehdit unsuru olan, tüm dünyanın karşısında savaştığı bir çete örgütü gerçeği var karşımızda. Bu örgüt karşısında yakın süreçte hem Rojava ve Suriye de hem de Irak'ta ona karşı büyük çatışmalar yaşandı. Ve bu çete örgütüne karşı hamlemiz de hala devam ediyor.

Bir süredir Türkiye, Rusya vb. güçler "DAİŞ bitti" diyorlar. Ama hamleniz devam ediyor. Sahadaki durumla bu açıklamalar arasında nasıl bir fark var?

Hamle artık sonlara doğru geliyor. Fakat, bölgenin tümden çetelerden temizlendiğini ve özgürleştirildiğini söylemek şimdilik erkendir. Her ne kadar son süreçte, İran, Irak, Suriye ve Rusya'nın yaptıkları açıklamalarla DAİŞ'e karşı verilen savaşın sonuçlandığı Irak ve Suriye topraklarında DAİŞ'in bitirildiği söylense de, pratikte günlük olayların ve yaşanan çatışmaların gösterdiği gerçek şudur ki, DAİŞ hala Irak'ta da, Suriye'de de ve Rojava'da en şiddetli şekilde varlığını devam ettiriyor. "DAİŞ bitti, tehdit olarak artık varlığını sürdürmüyor" şeklindeki söylemler politik söylemlerdir ve gerçekliği ifade etmiyor.

DAİŞ'in en çok kendisini örgütlediği, yerleştiği alan hamlemizin devam ettiği alandır. Çünkü Xabur ve Fırat Suyu'nun kıyısıdır. Diyebiliriz ki en çok şiddetli çatışmaların yaşandığı bölge bu bölgedir. Hamle başladığı ilk günden bu yana DAİŞ çetelerinin tüm taktiklerine rağmen büyük bir kahramanlık, fedakarlık ve cesaret örneğiyle sürdürülmüştür. Çeteler her tür yöntemi kullandılar. DAİŞ intihar saldırılarıyla, sızma gruplarıyla, bomba yüklü ve zırhlı araçlarla kısacası olabilen her taktiği kullanarak bize karşı savaşmıştır.

Ama şunu ifade etmek gerekir: Bu süreç öyle kolay yürütülmedi. Küçük gruplar halinde sürekli saldırıda olan bir çete grubuna karşı savaşmak öyle sıradan ve kolay değil. Elbette savaşçılarımız büyük fedakarlık, cesaret ve kahramanlıkla bu süreci geçirmişlerdir. Onlarca arkadaşımız gözünü kırpmadan şehadete ulaştı. Alanımızın üçte ikisi özgürleştirilmiştir. Fakat, küçük de olsa, en stratejik alan hala çetelerin elindedir. Hamle bu kalan alanı özgürleştirmek için devam ediyor. Irak sınırıyla 40 kilometre olan alanımız arasındaki yerlerde hamle halen devam ediyor.

Tabii sadece Irak sınırı üzerinde savaşılmıyor. DAİŞ çeteleri Irak sınırında olsun, Suriye'nin güneyinde olsun, tüm gücünü bu alanı korumak için harekete geçirmiştir. Lojistik destekten cephaneye ve takviye gücüne kadar DAİŞ çeteleri her şeyini hala bu alanlar üzerinden sağlıyor. Ellerinde kalan alanda kendisini yerleştirmiş bir şekilde QSD gücüne karşı savaşını devam ettiriyor.

Bizim DAİŞ'e karşı savaşımız Cizire'nin Fırtınası Hamlesi ile başlamadı. 2012 sonlarında çete grupları alanlarımıza saldırdı ve 4 yıldır DAİŞ'e karşı savaşılıyor. DAİŞ'e karşı bu dört yıl içinde verilen savaş öyle sıradan ve kolay bir savaş değildi. DAİŞ o dönemde her yerde başarıyordu. Gittiği her yere yerleşiyordu ve kendini örgütlüyordu. Yaptığı tüm saldırılarda sonuç alıyordu. Bu şekilde günden güne yükseldi, büyüdü ve bu şekilde en üst düzeyde kendisini örgütledi ve büyüttü.

Ayrıca kendini örgütlemeden lojistik, cephane ve var olan tüm imkanları kendisine sağlayarak bir devletten daha fazla güç elde etti. Özellikle, Musul, Şengal, Reqa, Dêrazor, Minbic, Bab ve tabii ki Irak'ta ele geçirdiği başka şehirler de vardı. Saldırılarıyla bu yerleri ÖSO'nun elinden çıkardı ve kendisini bu yerlerde örgütleyip sistemini oluşturdu. Bu şekilde Rojava Kürdistan'ını da kendi sistemi içine almak istedi. Ancak, Kobanê direnişinin nasıl başladığı bilinir. Yine Cizire bölgesinde, Hasekê, Tilhemis, Tilkoçer, Hol ve Şedadê'de büyük bir direniş ve savaş bu güce karşı verildi.

Başta da dediğim gibi bu çete örgütü öyle küçük bir örgüt değildi. Ekonomik, siyasi ve politik olarak bir devletten daha sistemli ve organizeli bir yapıya sahipti. Bölgedeki bazı devletlerden aldığı güçle de bu varlığını devam ettirdi. Bu geçen yıllarda, yani Şengal sürecinden sonra ve Şengal'le bağlantılı Kobanê'de süreç DAİŞ'e karşı değişti. Şengal ve Kobanê sürecinden sonra artık Rojava da yeni bir süreç başladı. DAİŞ'e karşı savaş artık aktif bir şekilde yürütüldü. Özellikle Kobanê sürecindeki direniş sadece bölgede değil, uluslararası düzeyde de büyük bir etki yarattı.

Bu süreçte de Türk devletinin DAİŞ'e olan desteği, bugün olduğu gibi o zaman da uluslararası güçlerin sessiz kalması durumu yaşanıyordu. Açık bir şekilde gördük ki Kobanê ve Şengal'de yürütülen direniş karşısında bu güçler sağır, dilsiz ve seyirciydiler. Bu güçlerden bazıları da Türkiye rejimi gibi gerek maddi olsun, gerek manevi olsun, bunlara destek çıktılar. Son ana kadar artık herkes YPG'nin tek başına tüm gücüyle bunlara karşı mücadele ettiğini gördü.

YPG'nin artık saldırı konumuna geçmesiyle süreç içinde başka başka güçler de ortaya çıkarak destek vermeye başladılar. Elbette biz bu destekleri de sıradan, basit ve küçük görmüyoruz. Ancak bu gerçek de inkar edilemez. Bu güçlerin DAİŞ çetelerine karşı savaşmasını sağlayan, hatta Uluslararası Koalisyonun kurulmasını da önayak olan Şengal ve Kobanê direnişleridir. Şengal'deki binlerce insanın özgürleşmesini sağlayan büyük bir fedakarlık ve kahramanlık örneği gösteren YPG ve YBŞ fedailerinin kahramanlıkları tarihin sayfalarına geçmiştir.

Koalisyonun kurulması da ve şimdiye kadar DAİŞ çetelerine karşı savaşan tüm güçler de cesaret gücünü YPG ve QSD gücünün direnişine borçludur. YPG ve YPJ sadece kendi onuru ya da Rojava ve Suriye için değil, tüm dünya insanlığın onuru için savaştı. Çünkü, DAİŞ uluslararası düzeyde tüm dünya için bir tehdit oluşturuyordu. Ve YPG, YPJ ve QSD tüm dünya için direndi ve tüm dünya halkları onların mücadelesine borçludur. Kimse "Ben DAİŞ'e karşı savaştım" demesin. Hepsi propagandadır. Irak için demiyorum. Irak'ta DAİŞ'e karşı mücadele verildi. Onlar da bu gücü YPG ve YPJ'den aldılar. Irak ordusu da Peşmerge gücüde bu direnişten cesaret aldılar.

Rejim askerleri DAİŞ'in varlığı hissedildiğinde tüm mevzilerini bırakıyordu. Onlar da YPG ve YPJ direnişinden cesaret aldılar. O zamana kadar hiçbir güç çetelere karşı bir saat bile direnemiyordu. Her şeylerini bırakıp kaçıyorlardı. Bunun ispatları var. Belgeler ve videolarla ispatları var. Hepsi YPG, YPJ ve QSD'ye borçlular. DAİŞ'i bugünkü konuma getiren YPG, YPJ ve QSD'dir.

Şu anda başta Rusya olmak üzere İran, Suriye gibi devletlerin "DAİŞ'i biz bitirdik" şeklinde bir propagandaları var...

Ben de onlara soruyorum; sen hangi bölgeyi özgürleştirdin. Senin şu an özgürleştirdiğin alanları sen DAİŞ'e verdin. Reqa, Minbic, Dêrazor, Tapqa, Hol tüm bu alanları zaten sen verdin DAİŞ'e. Suriye'deki en stratejik yerleri, rejim tarafından DAİŞ'e verdiğin bölgeler bunlardır. Zaten Suriye'de bu alanlar dışındaki alan çöldür. Suriye rejiminin 4-5 yılda özgürleştirdiği alanlar çöldür. Küçük bazı köyler var ama çoğu çöldür, insansızdır.

Ancak saydığım bu alanların hepsi YPG, YPJ ve QSD'nin direnişiyle özgürleştirilmiştir. Kobanê sürecinden sonra Tişrin alanı, Cizire alanından Tılkoçere, Şedadê, Tepqa, en son aşamada DAİŞ'in başkenti Reqa, YPG, YPJ ve QSD'nin fedakarlık ve cesaretiyle özgürleştirildi. 4 yıllık mücadeleni sonucudur bu. Türkiye; DAİŞ'in zeminini oluşturan, DAİŞ'i yaratan kendisidir. 2 yıl boyunca DAİŞ Til Ebiyad, Minbic bölgesinde, yine şu anda "Fırat Kalkanı Güçleri" olarak adlandırılan çetelerin elinde olan bölgelerde onların sınırları üzerindeydi. Birbirleriyle ticaret yapıyorlardı. Bunu ispatlayan binlerce belge var. Dêrazor ve Irak tarafındaki tüm petrol Bab ve Minbic hattından hepsi Türkiye'ye gidiyordu. Buna karşı Türkiye cephane ve lojistik destek veriyordu. Türkiye şimdi de DAİŞ'e karşı mücadele ettiğinin propagandasını yapıyor. Bunların hepsi yalandır.

Zaten bölge halkından tutalım herkes bunu görüyordu ve biliyordu. Elimizde yüzlerce DAİŞ esirleri var ve bunların hepsi belgedir, ispattır. Özgürleştirilen onlarca alan ispattır. Elimize geçen onlarca DAİŞ cephanesinin hepsi Türkiye'nindir. Süreç iyi izlenirse Türkiye'nin desteği ortadadır. Bugün biz Cizire'nin Fırtınası Hamlesi'nde artık DAİŞ'i tümden yenme aşamasına geldik.

Ancak bunu belirtelim; bizim söz ettiğimiz basit bir bölge değil. Elimizdeki bilgilere göre, bu alanda 5 bine yakın DAİŞ çetesi yerleşmiş bulunuyor. Yine Irak ve Suriye tarafından destek alıyorlar. Hala kendilerini örgütlüyorlar. Bittiğini söyleyemeyiz.

"Kendilerini hala örgütlüyorlar" dediniz. Bu süreçte Türk devletinin Efrîn'e geliştirdiği işgal saldırısı Dêrazor'da yürütülen mücadeleyi nasıl etkiledi?

Bu 5 bin güç bizim bölgemizde çembere girmiş durumda. Onları imha edebiliriz. Ama tam da Türk devleti Efrîn'e saldırı hazırlığı yaptığı esnada bunlar da burada hazırlık yapıyorlardı. İlk günlerde bunu tam tahmin edemiyorduk. Biz Türklerin Efrîn'e saldırı planını biliyorduk. Fakat saldırı tarihini bilmiyorduk.

Ancak burada son 20 gün içinde fark ettik ki DAİŞ tekrardan kendini örgütleyip toparlamaya çalışıyor. Irak tarafından 150 araba DAİŞ çetesi bölgeye geçti. Suriye tarafından onlarca araba bölgeye geçti. Biz anladık ki DAİŞ yeni bir saldırı planlaması yapıyor.

Biz de bu şekilde kendimizi planladık. Türk devleti Efrîn'e saldırdığı gün, aynı anda DAİŞ Xeraniç'ten Irak sınırına kadar saldırdı. Bugüne kadar da bu saldırılar devam ediyor. 1 hafta boyunca hiç durmadı. Her yöntemle saldırıyor. Adeta DAİŞ kendini tekrar canlandırıyor. Bu, Efrîn saldırısıyla bağlantılıdır. Tam da DAİŞ'in bitme aşamasına geldiği bir süreçte Türkiye rejimi ile DAİŞ arasındaki bir ittifaktır. Burada kalan 5 bin kişilik DAİŞ çetelerinin hepsi de DAİŞ'in esaslı kadrolarıdır. Irak, Suriye ve Rojava da savaş yürütenlerdir. Efrîn üzerindeki saldırı bu çetelerinin kurtulması içindir. Bu gerçek bir iki yıl içinde ortaya çıkacaktır. Elbette namuslu bazı insanlar çıkıp Türkiye'nin DAİŞ ile olan bu arkadaşlığını dünyanın gündemine koyacaklardır.

Peki, Efrîn'de yüksek silah teknolojisiyle gerçekleştirilen en yoğun saldırılar gerçekleştiriliyor ve katliamlar oluyor. Bu katliamlar karşında uluslararası güçlerin sessizliğini ve Efrîn Direnişi'ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

YPG ve YPJ olarak uluslararası terörizme karşı, DAİŞ'e karşı ve ayrıca Türk devletinin Efrîn üzerindeki terörist saldırılarına karşı tarihi bir direniş veriliyor. Türk devleti büyük teknolojisiyle kendini kahraman ilan ederek Efrîn'e saldırıyor. Ancak Efrîn'deki direniş karşısında yenilmiştir. Türk devleti Kürt gençlerinin, Efrînli gençlerin iradesi karşısında yenilmiştir. 13 gündür Türk devleti ordusuyla ve çetelerle yaptığı ittifakla Efrîn'de yenilmiştir. Onlar uçaklara ve teknolojisine güveniyorlar. Bu cesaret değildir. Asıl cesaret, fedakarlık ve kahramanlık mevzilerinde tank ve uçaklara karşı şehit düşene kadar direnen savaşçılarındır. Uçaklarla sivil halka saldırarak; çocuk, kadın, yaşlı demeden insanları katlederek, yüzlerce insanı evinden barkından etmek kahramanlık değildir. Türk devletinin tarihi katliam, talan ve işgaldir.

Bugün Afrin'de de sessiz bir katliam yaşanıyor. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanıyor bu katliam. Gidip Efrîn'in köylerine, şehirlerine baksınlar, araştırsınlar orada ölenler kimdir... YPG, PKK midir? Efrîn'de verilen tüm şehitler Efrîn halkıdır. Bu şekilde uluslararası güçleri kandırmaya çalışıyorlar, PKK ile mücadele adı altında sivil katliamı yapıyorlar. Bu Türklerin kültüründe vardır. Onların basınında çok kirli bir propaganda yürütüyorlar. Buna karşı da uluslararası güçlerin sessizliği de çok dikkat çekicidir. Rusya'nın gerçekliği zaten biliniyor. Mahabat ihaneti unutulmaz. Rusların buradaki siyaseti de aynıdır. Kendi devlet çıkarını tüm insani ahlakının üzerinde görüyor. Bu çok kirli ve ahlak dışı bir siyasettir. Her şeyin çıkar üzerine yapmıştır. Yine koalisyon güçleri YPG, YPJ ve QSD ile DAİŞ'e karşı savaşıyorlar, en çok onların bu yaklaşımı dikkat çekiyor.

Biz baştan beri, YPG ve YPJ'nin oluşumundan bu yana biz sırtımızı hiçbir güce vermedik. Biz onları çağırmadık, onlar kendileri geldiler. Biz DAİŞ'e karşı mücadelede kimseyi çağırmadık. Şimdi de Efrîn için biz sırtımızı kimseye vermiyoruz. Ancak insanlık değerleri vardır. Tüm dünyanın gözü önünde insanlar katliamdan geçiriliyor. 7 yıllık savaşta YPG ve YPJ, bırakmadı Efrîn'in tek bir köyüne ve evine bir mermi isabet etsin. Ancak 13 gün içinde Türk devleti onlarca Efrîn köyünü talan etti. Bu uluslararası güçlerin yüz karasıdır.

Yüzlerce Kürt çocuğu Türk devletinin saldırılarıyla katlediliyor. NATO'nun tank ve toplarıyla, Alman tanklarıyla Rojava Kürdistanı'nda katliam yaşanıyor. 'Katliam' demek için neyi bekliyorlar? Halepçe gibi 15 bin insanın katledilmesini mi? Dêrazor'da DAİŞ'in yaptığı gibi 500 kişinin kafasının kesildiği zaman mı?

Türk devleti katliam yapıyor. Türk devleti Kürt halkının iradesini istemiyor. Nerede Kürt halkı kendi iradesini kurduğu zaman Türk devleti saldırıyor. Şimdi Türk devleti seferberlik ilan etmiş. Sanki bir NATO devletine karşı savaşıyor. Efrîn Suriye içinde bir karış kadardır. Ve Türkiye tüm teknolojisiyle elinde kleş olan insanlara karşı savaşıyor. Bunu da kendi kahramanlığı olarak ilan ediyor. Biz kendimize güveniyoruz. Doğrudur; biz şehit vereceğiz, köylerimiz yakılacak, şehirlerimiz yıkılacak ama şu iyi bilinmelidir ki hiç kimse artık Kürt halkının onurunu çiğnemeyecektir.

Hamledeki güçlerinizin bu saldırılara karşı tepkisi nasıl?

Bugün burada savaşan tüm savaşçılarımızın gözü Efrîn'dedir. Ruhen hepsi Efrîn'ledir. İstenildiğinde, gerektiğinde biz tüm gücümüzle Efrîn'de Türk devletine karşı savaşacağız. Gücümüz ilk günden bu yana Efrîn için hazırdır. Hepsi de öneriyor. Gücümüz Efrîn için ateş üzerindedir. Evet, biz burada savaşıyoruz ama gücümüzün ruhu ve beyni Efrîn'dedir.

Eğer son noktaya gelirse, Türk devleti Nusra ve DAİŞ çeteleri ile Efrîn'den çıkarmak için her şeyi yapacağız. Bu savaş uzun sürecek bu görünüyor. Onlar iki üç günde biteceklerini söylüyorlardı. Ama öyle olamayacağını gördüler. Şimdi de 'Biz Efrîn'e asıl Efrînlileri getireceğiz' diyorlar. Bu jenosittir. Tüm dünyanın gözü önünde 'Biz Efrîn halkını katledeceğiz' diyorlar. Nasıl ki Dersim'de yaptığı şeyi bugün Efrîn'de yapmak istiyor. Efrîn halkını katlederek Nusra ve çeteleri getirip yerleştirecek. Bu nedenle tek bir Kürt kalana kadar Türklerin bu siyasetinin sonuçlandırmasına izin vermeyeceğiz. Sadece Kürtler değil, Suriye'de ve Rojava'da yaşayan hiçbir yurtsever bunu kabul edemeyecektir. Erdoğan katliamcılıkta Hitler, Mussolini, Saddam vb. tüm diktatörleri geçti. Fakat halkların iradesi diktatörlükle teslim alınamaz, hele de bu özgür yaşamı kendi elleriyle yaratan Efrîn halkıysa. Bu nedenle Erdoğan hiçbir şekilde Efrîn bu zaferi tadamayacaktır.

Efrîn'deki bu savaş açık bir şekilde DAİŞ'in tekrardan canlanmasıdır. Bundan sadece DAİŞ çeteleri yararlanıyor. Yine Efrîn üzerindeki saldırılar Kürt halkının kazanımlarına yönelik saldırılardır. 7 yıl boyunca verilen mücadelede yukarıda da belirttiğimiz alanların özgürleştirilmesi, binlerce köy, onlarca şehir özgürleştirildi. Sadece alanlar ve şehirler özgürleştirilmedi, aynı zamanda demokratik bir sisteme kavuşturuldu. YPG, YPJ ve QSD'nin verdiği insanlık mücadelesindeki mücadele de dünyaya öncülük etti. Bu savaş sürecinde 7 yıllık savaş boyunca İdlib, Hama ve çetelerin zulmünden kaçan insanlar Efrîn'de de Erdoğan'ın terörizminden kurtulmadı. Bugün de bu insanlar Türk devletinin saldırıları ile, katliamla karşı karşıyalar. Kürdü, Arabı, Süryanisi ve Êzidîsiyle hepsi bugün bu tehdidin altındadır. Türk devleti Rojava 'da Kürtlerin kazanımlarını yok etmek için her şeyi yapacaktır. Efrîn üzerindeki saldırısı bu yüzdendir. Çünkü irade sahibi Kürdü istemiyor.

Bizim çağrımız da budur: Rojava sahip çıkılmayı bekliyor. Efrîn elbette direnecektir. Efrîn'de direniş ruhu ispatlanmıştır. 13 gün içinde Efrîn'e sahip çıkma onurlu bir şeydir. Ama gözümüz Amerika'nın, Fransa'nın ve diğer devletlerin açıklamasında olmasın. İrade bizim irademizdir. Biz dostlarımızla irademizi koruyabilirsek onlar da bu iradeyi kabul etmek zorundalar. Efrîn'e her yerde sahip çıkılmalı. Kürtlerin yaşadığı her yerde Efrîn'e sahip çıkılmalı. Kürt halkının iradesi bugün Efrîn'dedir. Türk devleti Kürtlerin iradesini Efrîn'de kırmak istiyor. Bu nedenle biz tüm duygumuzu birleştirip dünyayı felç etmeliyiz. Askeri alanda zaten her yerde direniş veriliyor ve biz Efrîn için ne gerekiyorsa yapacağız.

FacebookTwitterGoogle BookmarksRSS FeedPinterest
Pin It