Haydar Işık

„KÖR KUYUDA TUFAN”

Hasan Hayri Ateş’in „Dersim 38’in Romanı” dır.

Dersim üzerine Kemal Bilbaşar’dan, Barbaros Baykara’ya, Necip Fazıl Kısakürek’ten Kürtlükten kaçan, karanlığın yarasası mı kelebeği mi olduğu bilinmeyen devlet yanlısı Dersimlilere kadar roman yazanlar oldu. Bunlar, Dersim’i özgün etnik ve dinsel kimliğinden soyutlayıp farklı gösterme çabası içinde yazdıkları bilinmektedir. Hani insan oğlu insan Türkleri anlar. Çünkü Kürdün varlğını beka sorunu yapmışlar, „tek millet” „tek din” „tek dil” için uğraş veriyorlar. Ancak Hasan Hayri’nin deyimiyle içimizden çıkan bu bazı „muhannetler” de Dersim’i Kürtlükten boşaltmak için Türklerden geri kalmıyorlar.

Ben Hasan Hayri’nin 388 sayfalı romanını bitirince, hemen açık ifade edeyim, fevkalade yoğun duygular içindeydim. Ne de olsa pek çok Dersimli gibi kendimi onun romanında Memo, Dılo, Berzo vd. gibi gördüm. Çocukluğumda yaşadığımız zulüm, baskı, korku ve yokluğu onun kaleminden okuyordum. Okudukça akıcılığına kapılıp Dersimlilerin acı çığlığını, annemin ağıt ve gözyaşlarını derimin altında hissettim.

Yine şunu açık kalplilikle ifade etmeyi görev sayıyorum. Eğer bu kitabın kapağı olmasaydı, Hoca bu kitabı kim yazmış olabilir, diye bana sorulsaydı, Yaşar Kemal derdim. Evet Hasan Hayri, Yaşar Kemal’i aratmayan bir akıcılıkta olayları anlatırken, doğa ve insan tasvirlerini ondan geri kalmayan tarzda sunuyor. Yalın dili, fevkalade güzel tasvirleriyle Dersim’in bir köyünden Dersim’i, sosyal ve kültürel değerleriyle vermesi, oldukça saygın bir çalışmadır. Kaldı ki, kapakta Dersim 38’in romanı yazması, öyle kolay olmasa gerek. Çünkü karanlık Dersimliler, ben Türkleri bir yana bırakıyorum, „Aşiretler rahat durmadı, devlet geldi tenkil ve tedip etti, suç bizde, eğer uslu otursalardı, onlara kimse dokunmazdı…” benzeri yazan oldu. Adeta on binlerce Dersimlinin katledilmesini haklı çıkaran sözde yazarlar varken, bu nasıl bir romandır, önyargısıyla okumaya başladım.

Hasan Hayri, Dersim 38’e otantik olaylardan hareketle soykırıma ayna tutuyor. İster sessiz dur, ister devlete biat et veya nefret et, devlet kararını vermiş Dersim yokedilecek kararı vermiş. Suyun kaynağındaki kurdun aşağıdaki kuzuya bakışı neyse Dersimliye bakışı da ondan farksız değil. Köyünün dışında dünya görmeyen, kendi halinde ve değerleriyle yaşayan Dersim Kürt halkı Kemalist şablona (Türk ve Hanefi) olmadığı için uymaz. Bunun için Dersimli yok edilmelidir.
Hasan Hayri’nin ifadesiyle: „Ah bıraza ah! Kılıç kınından geçen yıl çıktı. Kurdun dişine kan değdi. Köpekler aslına dönüp insan etinin tadını aldı. Herşey ayan beyan ortada…” Bunca açık söze ne denir?
Başka bir yerde de:

„Kızlar, gelinler hep allar içinde / Erkekler giyinmiş yeni biçimde / Hepsi Türk soyudur, hepsi tek biçimde / Tunçeli’dir artık adı Dersim’in / Ne ağanın zulmü ne de seyit var / Karınca incinse devletim var / her tarafta şenlik, her tarfta bahar / Tunçeli’dir adı artık Dersim’in.”

„Yek beden olup bir gömleğe girmeyen aşiretlerin çarkı kırıla ha!” diye yakınıyor Memo’nun Ninesi. Bugünün nineleri de aynı yakarışta.

„Bize haktır, başımıza ne gelse azdır, Sey Rıza’nın evine ateş düştüğünde talibim Bertal’dan başka hiçkimse yekinip yangına bir damla su dökeyim demedi. (…) Hay aşiretlerin ateşi sönmeye! Hay ocakları körelmeye!” (…) Demek Yezit üstümüze asker gönderecek. Demek bizi sürüyüp götürecek…”

„Ah bedbahtlık!”

„Valla aşiretleri birbirine düşüren çoğu zaman hukmat oldu, çoğu zaman da ortada dolap çevirenler. İşte, beş yıl evvel Sin’de Qırğanlar Sey Rıza’nın oğlu Bava’yı vurdu.Hem hukmatın parmağı vardı, hem de Rayber-e Kopo’nun.”

„Rayber bir an dalıp yüzünü sıvazladı, ellerini sakalının ucunda birleştirdi. Gözlerini yumdu, ellerini açıp hayaya kaldırdı bir dua mırıldanıp konuşmasına devam etti: ‚ Bir zaman Devlet-i Osmanî Kızılbaşlığa olan husumetini, Dersim dışına taşan kol (Qole HI) atma vakalarını kılıf yaparak üzerimize ardular sürerdi. Bununla da kalmadı, aşiretler arası kavgaların ateşine durmadan odun attı. (…) Ordular etraftan sıkıştırdıkça, aşiretler de bir akrep misali dönüp birbirini soktu. Zamanla aşiret kavgaları herkesi perişan etti. İnsanlar bizar düştü. Hukmat tüfekleri istediğinde ekseriyet biat etti. (…) Hukmatın postalları altında çiğnenen yerlere dönüp bakan olmadı. Huzur daim olacaksa, yüreğinden birkaç parça gitsindi! O yarayı sağaltabilirdi. Böyle dşündük. Neticede düşündüklerimiz olmadı.”

Yazar, köyündeki toplantıları oldukça geniş verirken, Hukmat’a (hükümet) kanıp teslim olanları, sürgüne razı olanları kısa geçerken, hiç bir şekilde teslim olmamayı şiar edinenleri oldukça geniş vermektedir. Böylece kurguladığı soykırımın (Ben buna Tertele diyorum ve yazılı olarak da ilk defa kitaplarımda yazanım.) anatomisini okurun gözleri önüne seriyor.

„Acımız çok büyük, çok!” dedi babam. „Şu gün bu yanasıca Dersim’de ahalinin yaşadıklarını bir dağ yaşasa dile gelir de çığlık atar, isyan eder. Yaşadıklarımız o kadar büyük… Ama yıkılmayacağız, acının ağırlığı altında diz çökmeyeceğiz. Düşman bütün kötülükleri kuşanarak, çok zalimane çöküyor üzerimize. O çok güçlü. Muhannetlerimiz de onun gücüne güç katıyor. Ama olsun. Son nefesimize kadar kendimizi müdafaa edeceğiz.”

Dersim’de kendi halinde dili ve kültür ile yaşan halk öylesine imha edildi ki, Hasan Hayri: „Tekmil cinleri bile öldürdüler!” diye yazmaktadır. Dersim’de Hukmata biat edenler sürgüne gönderilecek diye bir derede kurşuna vurulurken, Hasan Hayri’nin teferuatla yazdığı saklananların durumu daha kötü olmalı ki, onlar bir kere, biz bin kere ölüyoruz diye yakınıyorlar.

Yazar, umudunu kurtulanların arasında olan Ape Sıleman’a söyletiyor: „Yaşam böyledir ciğerim. Gökteki yıldızlar gibi sayısız insan kayıp gitti hayattan şu son birkaç ayda. Şükür ki ardımızda yeşerecek tohumumuz kaldı. Berzo o tohum tanelerinden biridir. Hem de yangından sonra çorak kalmış toprağa can verecek, hayat pınarı kadar kıymetli bir yağmur damlasıdır. Kaybettiğim umudum yeniden yeşerdi. Demek ki hayat bu mukaddes topraklarda yeniden boy verecek.”

Dersim Kürt halkı herhangi bir isyan görüntüsü bile vermeden, hatta devlete sıcak bakarken, silahlarını teslim ederken, Yezitler yalan ve riyayla silindir gibi geçtiler Dersim’in üzerinden. Bu bir genosiddi, holocaust, Terteleydi. Dersim’in bu acısını çok iyi kurgulayan ve ziyaretlerimizin güzelliğinde anlatan Hasan Hayri bu çalışmasıyla şüphesiz halkının gönlünde yerini alacaktır. Böyle bir eser yaratan, daha büyüklerini yaratabilir ve yaratmalıdır da. Onun roman kahramanına söylettiği: “İkrar verip ikrar aldık. Ama şimdi zalimin eteğine sığınıp, ellerini kardeşlerinin kanıyla yıkayan lanetliler türedi.” yazması, aynı zamanda Hasan Hayri’nin gerçek bir yazar aydınlığıyla bu lanetlileri de toplumuna anlatacağına inanıyorum.

Özetle diyebilirim ki, bu eseri her Kürdün okuması gerekir. Halkımızın aydınlanmaya ihtiyacı var. Dersim’de köyünün sınırları dışında bir dünya olduğundan çoğu habersizdi. Devlet Kürt halkını bu yıllara mahküm edip uçurumdan aşağı atmak üzereyken, üç harfle sembole olan örgüt çıktı karşısına. Şüphesiz Dersim Tertelesi sürüyor. Şüphesiz Kürdistan kanıyor. Şüphesiz devlet Kürdü yoketmek istiyor. Bilinmeli ki Kürdistan eski Kürdistan değil. Dersim eski Dersim değil. Uyanış var, direnç var, kahramanlık var. Yazarın işi halkına bu bilinci vermektir. Sömürgeci baskı altında olan Yazar, hernekadar kendisini olayları edebi dille okura sunmakla görevli görse de, onun da söyleyeceği bir çift sözü vardır. Hasan Hayri oldukça dikkatli ve aşırıya gitmeden vermeye çalışıyor. Ancak bilinmeli ki, okur daha fazlasını beklemektedir.

Haydar Işık, 30.Gulan 2020

Hasan Hayri Ateş’in „Dersim 38’in Romanı” dır.

Dersim üzerine Kemal Bilbaşar’dan, Barbaros Baykara’ya, Necip Fazıl Kısakürek’ten Kürtlükten kaçan, karanlığın yarasası mı kelebeği mi olduğu bilinmeyen devlet yanlısı Dersimlilere kadar roman yazanlar oldu. Bunlar, Dersim’i özgün etnik ve dinsel kimliğinden soyutlayıp farklı gösterme çabası içinde yazdıkları bilinmektedir. Hani insan oğlu insan Türkleri anlar. Çünkü Kürdün varlğını beka sorunu yapmışlar, „tek millet” „tek din” „tek dil” için uğraş veriyorlar. Ancak Hasan Hayri’nin deyimiyle içimizden çıkan bu bazı „muhannetler” de Dersim’i Kürtlükten boşaltmak için Türklerden geri kalmıyorlar.

Ben Hasan Hayri’nin 388 sayfalı romanını bitirince, hemen açık ifade edeyim, fevkalade yoğun duygular içindeydim. Ne de olsa pek çok Dersimli gibi kendimi onun romanında Memo, Dılo, Berzo vd. gibi gördüm. Çocukluğumda yaşadığımız zulüm, baskı, korku ve yokluğu onun kaleminden okuyordum. Okudukça akıcılığına kapılıp Dersimlilerin acı çığlığını, annemin ağıt ve gözyaşlarını derimin altında hissettim.

Yine şunu açık kalplilikle ifade etmeyi görev sayıyorum. Eğer bu kitabın kapağı olmasaydı, Hoca bu kitabı kim yazmış olabilir, diye bana sorulsaydı, Yaşar Kemal derdim. Evet Hasan Hayri, Yaşar Kemal’i aratmayan bir akıcılıkta olayları anlatırken, doğa ve insan tasvirlerini ondan geri kalmayan tarzda sunuyor. Yalın dili, fevkalade güzel tasvirleriyle Dersim’in bir köyünden Dersim’i, sosyal ve kültürel değerleriyle vermesi, oldukça saygın bir çalışmadır. Kaldı ki, kapakta Dersim 38’in romanı yazması, öyle kolay olmasa gerek. Çünkü karanlık Dersimliler, ben Türkleri bir yana bırakıyorum, „Aşiretler rahat durmadı, devlet geldi tenkil ve tedip etti, suç bizde, eğer uslu otursalardı, onlara kimse dokunmazdı…” benzeri yazan oldu. Adeta on binlerce Dersimlinin katledilmesini haklı çıkaran sözde yazarlar varken, bu nasıl bir romandır, önyargısıyla okumaya başladım.

Hasan Hayri, Dersim 38’e otantik olaylardan hareketle soykırıma ayna tutuyor. İster sessiz dur, ister devlete biat et veya nefret et, devlet kararını vermiş Dersim yokedilecek kararı vermiş. Suyun kaynağındaki kurdun aşağıdaki kuzuya bakışı neyse Dersimliye bakışı da ondan farksız değil. Köyünün dışında dünya görmeyen, kendi halinde ve değerleriyle yaşayan Dersim Kürt halkı Kemalist şablona (Türk ve Hanefi) olmadığı için uymaz. Bunun için Dersimli yok edilmelidir.

Hasan Hayri’nin ifadesiyle: „Ah bıraza ah! Kılıç kınından geçen yıl çıktı. Kurdun dişine kan değdi. Köpekler aslına dönüp insan etinin tadını aldı. Herşey ayan beyan ortada…” Bunca açık söze ne denir?
Başka bir yerde de:

„Kızlar, gelinler hep allar içinde / Erkekler giyinmiş yeni biçimde / Hepsi Türk soyudur, hepsi tek biçimde / Tunçeli’dir artık adı Dersim’in / Ne ağanın zulmü ne de seyit var / Karınca incinse devletim var / her tarafta şenlik, her tarfta bahar / Tunçeli’dir adı artık Dersim’in.”

„Yek beden olup bir gömleğe girmeyen aşiretlerin çarkı kırıla ha!” diye yakınıyor Memo’nun Ninesi. Bugünün nineleri de aynı yakarışta.

„Bize haktır, başımıza ne gelse azdır, Sey Rıza’nın evine ateş düştüğünde talibim Bertal’dan başka hiçkimse yekinip yangına bir damla su dökeyim demedi. (…) Hay aşiretlerin ateşi sönmeye! Hay ocakları körelmeye!” (…) Demek Yezit üstümüze asker gönderecek. Demek bizi sürüyüp götürecek…”

„Ah bedbahtlık!”
„Valla aşiretleri birbirine düşüren çoğu zaman hukmat oldu, çoğu zaman da ortada dolap çevirenler. İşte, beş yıl evvel Sin’de Qırğanlar Sey Rıza’nın oğlu Bava’yı vurdu.Hem hukmatın parmağı vardı, hem de Rayber-e Kopo’nun.”

„Rayber bir an dalıp yüzünü sıvazladı, ellerini sakalının ucunda birleştirdi. Gözlerini yumdu, ellerini açıp hayaya kaldırdı bir dua mırıldanıp konuşmasına devam etti: ‚ Bir zaman Devlet-i Osmanî Kızılbaşlığa olan husumetini, Dersim dışına taşan kol (Qole HI) atma vakalarını kılıf yaparak üzerimize ardular sürerdi. Bununla da kalmadı, aşiretler arası kavgaların ateşine durmadan odun attı. (…) Ordular etraftan sıkıştırdıkça, aşiretler de bir akrep misali dönüp birbirini soktu. Zamanla aşiret kavgaları herkesi perişan etti. İnsanlar bizar düştü. Hukmat tüfekleri istediğinde ekseriyet biat etti. (…) Hukmatın postalları altında çiğnenen yerlere dönüp bakan olmadı. Huzur daim olacaksa, yüreğinden birkaç parça gitsindi! O yarayı sağaltabilirdi. Böyle dşündük. Neticede düşündüklerimiz olmadı.”

Yazar, köyündeki toplantıları oldukça geniş verirken, Hukmat’a (hükümet) kanıp teslim olanları, sürgüne razı olanları kısa geçerken, hiç bir şekilde teslim olmamayı şiar edinenleri oldukça geniş vermektedir. Böylece kurguladığı soykırımın (Ben buna Tertele diyorum ve yazılı olarak da ilk defa kitaplarımda yazanım.) anatomisini okurun gözleri önüne seriyor.

„Acımız çok büyük, çok!” dedi babam. „Şu gün bu yanasıca Dersim’de ahalinin yaşadıklarını bir dağ yaşasa dile gelir de çığlık atar, isyan eder. Yaşadıklarımız o kadar büyük… Ama yıkılmayacağız, acının ağırlığı altında diz çökmeyeceğiz. Düşman bütün kötülükleri kuşanarak, çok zalimane çöküyor üzerimize. O çok güçlü. Muhannetlerimiz de onun gücüne güç katıyor. Ama olsun. Son nefesimize kadar kendimizi müdafaa edeceğiz.”

Dersim’de kendi halinde dili ve kültür ile yaşan halk öylesine imha edildi ki, Hasan Hayri: „Tekmil cinleri bile öldürdüler!” diye yazmaktadır. Dersim’de Hukmata biat edenler sürgüne gönderilecek diye bir derede kurşuna vurulurken, Hasan Hayri’nin teferuatla yazdığı saklananların durumu daha kötü olmalı ki, onlar bir kere, biz bin kere ölüyoruz diye yakınıyorlar.

Yazar, umudunu kurtulanların arasında olan Ape Sıleman’a söyletiyor: „Yaşam böyledir ciğerim. Gökteki yıldızlar gibi sayısız insan kayıp gitti hayattan şu son birkaç ayda. Şükür ki ardımızda yeşerecek tohumumuz kaldı. Berzo o tohum tanelerinden biridir. Hem de yangından sonra çorak kalmış toprağa can verecek, hayat pınarı kadar kıymetli bir yağmur damlasıdır. Kaybettiğim umudum yeniden yeşerdi. Demek ki hayat bu mukaddes topraklarda yeniden boy verecek.”

Dersim Kürt halkı herhangi bir isyan görüntüsü bile vermeden, hatta devlete sıcak bakarken, silahlarını teslim ederken, Yezitler yalan ve riyayla silindir gibi geçtiler Dersim’in üzerinden. Bu bir genosiddi, holocaust, Terteleydi. Dersim’in bu acısını çok iyi kurgulayan ve ziyaretlerimizin güzelliğinde anlatan Hasan Hayri bu çalışmasıyla şüphesiz halkının gönlünde yerini alacaktır. Böyle bir eser yaratan, daha büyüklerini yaratabilir ve yaratmalıdır da. Onun roman kahramanına söylettiği: “İkrar verip ikrar aldık. Ama şimdi zalimin eteğine sığınıp, ellerini kardeşlerinin kanıyla yıkayan lanetliler türedi.” yazması, aynı zamanda Hasan Hayri’nin gerçek bir yazar aydınlığıyla bu lanetlileri de toplumuna anlatacağına inanıyorum.

Özetle diyebilirim ki, bu eseri her Kürdün okuması gerekir. Halkımızın aydınlanmaya ihtiyacı var. Dersim’de köyünün sınırları dışında bir dünya olduğundan çoğu habersizdi. Devlet Kürt halkını bu yıllara mahküm edip uçurumdan aşağı atmak üzereyken, üç harfle sembole olan örgüt çıktı karşısına. Şüphesiz Dersim Tertelesi sürüyor. Şüphesiz Kürdistan kanıyor. Şüphesiz devlet Kürdü yoketmek istiyor. Bilinmeli ki Kürdistan eski Kürdistan değil. Dersim eski Dersim değil. Uyanış var, direnç var, kahramanlık var. Yazarın işi halkına bu bilinci vermektir. Sömürgeci baskı altında olan Yazar, hernekadar kendisini olayları edebi dille okura sunmakla görevli görse de, onun da söyleyeceği bir çift sözü vardır. Hasan Hayri oldukça dikkatli ve aşırıya gitmeden vermeye çalışıyor. Ancak bilinmeli ki, okur daha fazlasını beklemektedir.

Haydar Işık, 30.Gulan 2020

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı